26 Nisan 2015 Pazar

İpler Yeniden Elimizde

   Geçen hafta Trabzon’da aldığımız hiç hesapta olmayan mağlubiyet, hepimizde büyük bir üzüntü yaratmıştı. Çünkü şampiyonluk yolunda artık telafisi olmayan haftalardayız ve bundan sonra alınacak her 3 puan inanın bana altın değerinde…
  Bir şeyden artık eminim ki, Allah bu sezon bizim şampiyon olmamızı istiyor! Ayağımıza gelen onca fırsatı cömertce harcamamıza ve yakaladığımız tüm avantajları defalarca kez yitirmemize rağmen hala ve hala şampiyonluk yolunda tüm iplerin bizim elimizde oluşu başka türlü açıklanamaz.
  Geçen hafta kaybettiğimiz 3 puandan sonra zirveye yerleşen Fenerbahçe’nin, o mertebeyi bu kadar kolay bırakacağı, hiç birimizin aklına gelmezdi şüphesiz. Ancak olaya bir diğer açıdan bakacak olursak, haftalardır hep son dakikalarda bulduğu gollerle 1-0, 1-0 işi götüren rakibimizin bir noktada tıkanacağı da belliydi. Ne demişler? Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar…
  Tabi dün Fenerbahçe’nin 2 puan bırakması ve bugün kazanmamız halinde yeniden şampiyonluğun en büyük favorisi konumuna gelecek oluşumuz, gün boyu futbolcusundan antrenörüne, idarecisinden taraftarına kadar 7’den 70’e hepimizde büyük bir heyecan ve iştah yarattı.
  Hamza Hoca geçen hafta Trabzon maçının 2.yarısında 25-30 dakika boyunca oyunu sürklase eden takımı zorunlu Melo-Sneijder değişikliği dışında bozmak istememişti. Ki Yasin’in yerine forma giyen Olcan dışında bana göre de mevcut şartlar altında olması gereken kadroydu bu. Hamza Hoca’nın Yasin’e olan bu takıntısı nedir, onu çözmek mümkün değil yalnız… Halbuki gönderilme noktasına gelmişken ona inanan, güvenen ve takıma kazandıran da kendisiydi aslında. Ne diyelim, vardır herhalde bir bildiği…
  Sezon başından beri boş kalan tribünlerimiz bugün en azından yarı yarıya doluydu ve maça yoğun seyirci desteği altında başladık. Bunun verdiği itici güçle de ilk 8-10 dakikada rakip üzerinde ciddi bir baskı kurduk. Bir an evvel golü bulmak isteyen ruh halleri, oyuncularımızın her hareketinde çok net bir şekilde görünüyordu.
   Arena’da oynadığımız neredeyse bütün karşılaşmalarda ilk 15-20 dakikada yüksek tempo yapıp sonunda golü getiren oyun anlayışımız bu kez meyvesini vermeyince, oyuncularımız bocalamaya başladılar. Takım haline duraksadık. Durum böyle olunca da karşılaşmanın başında yakaladığımız o ivmeyi yitirdik...
  Gerek saha içersindeki 11 futbolcumuzda, gerekse de yedek kulübesinde oturanlarda inanılmaz bir gerginlik söz konusuydu. Kameralar kimi çekse, bembeyaz bir surat, tedirgin bir yüz ifadesi ve karamsarlık içinde bakan gözler gördük… Açıkçası, kendi sahasında hiçbir iddiası olmayan Antep’e karşı oynayan Galatasaray Takımı oyuncularının bu denli özgüvensiz oluşları onlara hiç yakışmadı bence. Kimse kusura bakmasın ama böyle bir maçta Galatasaray’ın forması sahaya çıksa, oyuna 1-0 önde başlar zaten. Dolayısıyla oyuncularımız da bunun bilincinde olmalılar bence…
  Yakaladığımız fırsatlarda bahsettiğim bu tedirginliğin tavan yapması, ilk 45 dakikada golü bulmamıza engel oldu. Özellikle Burak ve Selçukla değerlendiremediğimiz 2 pozisyon vardı ki, başka zaman olsa her ikisi de affetmez…
   45 dakika boyunca gelmeyen gol ve soyunma odasına 0-0’la gitmemiz, ister istemez taraftarı da etkiledi. Öyle ki, ikinci yarıda onlar da gol için oldukça sabırsız davranmaya başladılar. Kısacası bugün Türk Telekom Arena’daki herkes en acelesinden gol bulma peşindeydi…
  Bir şeye çok fazla konsantre olursanız ya da bir an evvel olsun diye uğraşırsanız, bu durum bazen ters sonuçlar doğurabilir. Fazla motivasyon hatayı da beraberinde getirir çünkü. Bugün bunun en basit örneğini Burak Yılmaz’da gördük. İddia ediyorum, geçen hafta Trabzon maçını kazanmış olsaydık Burak bu akşam en az 3 gol atardı. Hatta gol krallığı yarışında zirvedeki Fernandao’yu bile yakalayabilirdi. Ancak o kadar stresli çıkmış ki karşılaşmaya, %100’lük diyebileceğim 4 net pozisyonda hep alelacele vuruşlar yaptı ve bizlere saç baş yoldurdu…
   Burak’ın bir türlü golü atamaması, önce kendi kendini demoralize etti, peşinden de zaten sabırsız durumdaki seyirciyi hepten tahammülsüz hale getirdi. Bunlar da yetmedi, son olarak beni etkiledi. Bir ara öyle bir hale geldim ki, kendimi yolmaya, vücudumun çeşitli yerlerini sıkmaya falan başladım… Sanırım Burak 1-2 pozisyon daha kaçırsa, Abdurrahim Albayrak gibi fenalaşabilirdim… Hayatımda bu kadar gerildiğim bir başka maç daha hatırlamıyorum… 2012’nin Kadıköy’deki şampiyonluk maçı da dahil buna…
  Umutların yavaş yavaş tükenmeye başladığı anlarda son haftaların belki de en fazla eleştirilen isimlerinden Hakan Balta çıktı sahneye.Selçuk’un sol köşe gönderden yaptığı ortaya ön direkte iyi yükselerek nihayet 85 dakika boyunca beklediğimiz o golü kazandırdı bize. Hayır, sonunda golün er ya da geç geleceğini bilsek hiçbirimiz bu kadar strese sokmazdık kendimizi.
  85’te gelen gol Türk Telekom Arena’yı adeta bayram yerine çevirdi. Tribünlerde büyük bir tezahürat patlaması yaşandı. ‘’Şampiyon Cim Bom’’ tezahüratları Seyrantepe’yi inletti.
  Golden sonra duraklamalarla beraber oynanan 9 dakikalık bölümde 2’yi atabilecek fırsatları da yakaladık. Ancak Antep kalecisi Eray’ı geçemedik.
  90+4’te gelen Mete Kalkavan’ın son düdüğü, geçen hafta tüm avantajını yitiren Galatasaray’ın sadece 1 hafta sonra yeniden şampiyonluğun en büyük adayı konumuna geldiğini müjdeliyordu.
  Bundan sonra olaya bir bütünden ziyade maç maç bakmak lazım bence. Tıpkı 2002’de, 2008’de olduğu gibi… Şimdi önümüzde yine oldukça zor geçecek bir Akhisar müsabakası var. Bundan sonra içerdeki maçlar dahil hiçbiri kolay olmayacak zaten. Ancak, özellikle deplasmanlarda, sahaya çıkan herkesin 2 kişilik oynaması lazım. Şampiyon olmak istiyorsak, son 6 haftada A’dan Z’ye herkes insanüstü bir efor sarfetmek zorunda. Çünkü sadece rakipleri yenmemiz yetmeyecek. Bugün çok net bir şekilde görüldüğü üzere, şampiyonluk yarışında sadece Fenerbahçe ve Beşiktaş’la değil aynı zamanda Yıldırım Demirören federasyonu ve Merkez Hakem Komitesi (MHK) ile de çekişiyoruz!!

                                                   e-falanfilan yazarı: Kerem ZÜLFİKAR

19 Nisan 2015 Pazar

Mağlubiyet Biraz Ağır Oldu!


  Karşılaşmanın başlamasından 1 saat kadar önce kadrolar belli olduğunda, ‘’Bizim bu Trabzon’u güle oynaya yenmemiz lazım’’ şeklinde bir yorum yaptım. Kimse alınmasın, gücenmesin; Trabzonspor’un sahaya çıkan on biri sıradan bir Anadolu Takımı’ndan farksızdı. Özellikle Salih Dursun, Bosingwa, Uğur Demirok ve Mustafa Akbaş’tan oluşan savunma hattı hiçbir takım taraftarına, hiçbir maçta güven vermez! Dolayısıyla tecrübemizle, kadro kalitemizle, golcü kimliğimizle biz bu maçın altından kalkarız diye düşündüm. Ali Palabıyık’ın ilk düdüğüyle birlikte ise yanıldığım gerçeği ortaya çıktı. İlk 45 dakikanın neredeyse tamamı Trabzonspor egemenliği altında oynandı çünkü. Yapmak istediği hiçbir şeyi yapamayan, rakip kaleye gidemeyen, atak yapmakta oldukça zorlanan ve bununla beraber ciddi anlamda baskı yiyen, ağırlıklı olarak oyunun kendi yarı alanında oynanmasını engelleyemeyen bir Galatasaray vardı sahada… Hamza Hoca 45 dakika boyunca takımının bu naçare görüntüsünü aynı naçarelikle izledi. Üstüne üstlük, Trabzonspor’un Özer’le golü bulması ve son haftaladaki en formda oyuncumuz Hamit Altıntop’un sakatlanarak oyundan çıkması zaten yolunda gitmeyen işleri bizim için hepten içinden çıkılmaz hale getirdi…
   Hamit oyundan çıkarken hemen hepimiz oyunun başında riske edilmeyen Melo artık daha fazla bekletilemez diye düşündük. Ancak Hamza Hoca bizim gibi düşünmeyerek Emre Çolak kozunu oynadı. Açıkçası bu hamle bende ciddi soru işaretleri oluşturdu. Çünkü Trabzonspor’un fizik gücü yüksek orta sahası karşısında zaten zorlanan Hamit-Selçuk ikilisinden birini de kaybetmişken, oyun tarzı daha yumuşak olan Emre Çolak’la hepten eziliriz diye düşündüm. Fakat Emre sağ çizgiye geçti, oyuna sağda başlayan Umut’ta  Burak’la beraber forveti ikiledi. 10 numara pozisyonundaki Sneijder ise Selçuk’un yanında oynamaya başladı.
   2010 senesinde karlar altında oynadığımız bir Antep maçı vardı. Yanlış hatırlamıyorsam 1-0 kazanmıştık. O gün Elano Blumer’de aynı Sneijder’in oynadığı pozisyonda oynamıştı ve oldukça verimli olmuştu. Sneijder orta alanda çift yönlü oynamaya başlayınca aklıma o maç geldi hemen.
   Çehresi baştan aşağı değişen Galatasaray, 35 dakika boyunca sağlayamadığı oyunsal üstünlüğü nihayet ele geçirdi ve yavaş yavaş rakip kaleye yüklenmeye başladı. Devre biterken 2 saniye içinde Emre Çolak ve Burakla iki kez direkleri nişanlamamız soyunma odasına beraberlikle gitmemize engel oldu. Emre’nin attığı şuta söylenebilecek fazla bir şey yok. Fevkalade vurdu ancak şanssızdı ve top girmedi. Ancak 7.32’lik bomboş kaleye topu gönderemeyen Burak’ın kendini bir sorgulaması lazım bence!
  İkinci yarıya başlarken ilk yarının belki de en etkisiz ismi Yasin’i Olcanla değiştirdi Hamza Hoca. Sol tarafta Olcan, sağ tarafta Emre Çolak, ortada Selçuk-Sneijder, onların hemen önünde Burak, en uçta da Umut formatıyla, göreve başladığı ilk haftalarda seri galibiyetler alıp sonrasında nedeni bilinmez bir şekilde rafa kaldırdığı dizilişine büründü Hamza Hoca.
  Her zaman söylediğim gibi Galatasaray’ın ruhunda, mayasında, kimyasında olan 4-4-2 dizilişi yine meyvelerini vermeye başladı ve ikinci 45 dakikada bambaşka bir Galatasaray izledik. 45-80 arası 35 dakikalık bölümde Trabzonspor’u tabiri caizse sahadan sildik. Oyunun ve sahanın her yerine, her anına amabrago koyan bir Galatasaray vardı artık. Buna karşılık da kalesinde devleşen bir Hakan Arıkan…
   Sağlı sollu ataklarımız, ardı ardına kullandığımız köşe vuruşları ve Hakan Arıkan’ın enfes kurtarışları… İkinci yarının özeti  tam olarak böyleydi.
  Dakikalar 67’i yi gösterirken soldan Sneijder’in penaltı noktasına doğu çıkardığı topa gelişine sol ayak içini müthiş koyan Emre Çolak, topu sağ doksana asarak takımına nihayet beraberliği getirdi. Emre’nin golünden sonra ‘’Kazandık’’ dedim. Çünkü öylesine baskılı, öylesine tempolu oynuyorduk ki muhtemelen Hamza Hoca’nın göreve başladığı günden bu yana oynadığımız en etkili oyundu.
  1-1’den sonra da 10-15 dakika boyunca ataklarımız devam etti. Aynı şekilde sağlı-sollu kornerlerimiz de. Ancak bir türlü topu 2.kez 3 direğin arasından geçirmeyi başaramadık…
  80’den sonra yavaş yavaş yorgunluk baş göstermeye başladı. 35 dakika boyunca böylesine yüksek bir tempoda oynayıp gerekli skoru alamayınca, ister istemez sonu sıkıntılar yaratabiliyor. Yavaş yavaş oyunun boşluklarına sığınmaya ve fazla sayıda faul yapmaya başladığımız anlarda kalemizde 2.golü gördük. Hiç beklemediğimiz anda, hiç hesapta yokken gelen bu gol hepimizde yıkım etkisi yarattı. Ancak biraz sert olacak belki ama büyük takım böyle gol yemez! Böyle gol yerse de çıkıp ben büyük takımım diyemez!  Hamza Hoca haftalardır bu takımın gol yeme hastalığına bir çare bulamadı. Ne acıdır ki rakip kim olursa olsun herkesden gol yiyoruz. Bir başka deyişle bu sezon Galatasaray’a gol atamayanı dövüyorlar! Zaten şampiyonluğa oynayan bir takım 10 maç üst üste kalesini koruyamıyorsa söylenecek fazla bir şey yok sanırım…
  Yediğimiz golde son 5-6 sezonda hemen hemen yediğimiz bütün gollerde olduğu gibi yine Hakan Balta’nın hatası, peşinden de Alex Telles’in de benzer şekilde klasikleşmeye başlayan ‘’Adamını kaçırma’’ hadisesi söz konusuydu! İşte bu denli hatalara sezon genelinde bir türlü çare bulamazsanız, maalesef sonuçlarına da katlanırsınız!
  Oldukça etkisiz bir ilk yarı, mükkemele yakın oynanan bir ikinci yarı. Ortalamasını alsanız hakkı beraberlik. Ancak biz sahadan mağlubiyetle ayrıldık. Demek ki burada ters giden bir şeyler var. Şu an şampiyonluk yolunda avantaj yitirmiş konumdayız. Ancak henüz kaçan bir şeyler de yok. Fenerbahçe’nin sadece 1 maçta puan kaybetmesi durumunda kalan bütün maçlarımızı kazanırsak, Fenerbahçe’nin 2 kez takılması durumunda da Beşiktaş'la berabere dahi kalsak şampiyonuz. Ayrıca bir başka anektod; Fenerbahçe’yle ikili averajda eşit durumdayız. Olası bir puan eşitliğinde genel gol averajına bakılacak. Şu an Fenerbahçe’nin bize ciddi bir averaj üstünlüğü söz konusu. Dolayısıyla kalan maçlarımızın hepsini kazanmaya odaklanırken, atabildiğimizin maksimumunu da atmak bizim yararımıza olacaktır.
  Son olarak Fenerbahçe’nin gelecek 4 maçı sırasıyla Bursa, Eskişehir deplasmanı, Balıkesir ve Sivas deplasmanı şeklinde. Balıkesir maçını saymazsak, geri kalan 3 maçtan Fenerbahçe’nin 9 puan çıkarma ihtimalini çok yüksek görmüyorum. Hatta yarın akşam Bursaspor’a bile takılabilirler. Dolayısıyla bundan sonraki her maç bizim için bir final ve artık tek 1 puan kaybına dahil ne kredimiz ne de tahammülümüz kalmamış durumda!

                                                                 e-falanfilan yazarı: Kerem ZÜLFİKAR

15 Nisan 2015 Çarşamba

Formalite Gecesi

 Bugünkü Manisaspor karşılaşması her anlamda bir formaliteden ibaretti Galatasaray’ımız için. İlk maçta elde ettiğimiz 4 gollü avantaj, zaten yarı final biletini koymuştu cebimize. Hamza Hoca’da buna güvenerek bu akşam kupa genelinde olduğu gibi yine yedeklerden kurulu bir takımla çıktı sahaya.
  Henüz 50.saniyede Yekta’nın ayağından bulduğumuz gol, zaten formaliteden ibaret olan bu karşılaşmayı iyiden iyiye idman maçına çevirdi. Geri kalan 89 dakikanın hiçbir anında vitesi yükseltmedi oyuncularımız. Akılların 4 gün sonra oynanacak sezonun belki de en kritik maçı olan Trabzonspor mücadelesinde olduğu aşikar. Avni Aker’den çıkarılacak bir 3 puan bana göre %70 oranında Galatasaray şampiyon demek! Dolayısıyla bu kritik karşılaşma öncesinde bu tarz bir maça çıkmak şüphesiz futbolcularımıza angarya gelmiştir…
  İlk 45’de özellikle Pandev ve Yekta ile yararlanamadığımız oldukça net fırsatlar vardı. Hele hele Yekta’nın boş kaleye yandan auta gönderdiği bir kafa vuruşu vardı ki, ‘’Artık bu da kaçar mı?’’ dedik hepimiz…
  Tabi gecenin bizim adımıza en önemli gelişmesi uzun zamandır formalarından uzak kalan Semih ve Melo’nun nihayet takıma dönmeleriydi. Özellikle ‘’Sezonu kapadı’’ denen Melo’nun 2 ay gibi kısa bir sürede yeniden oynayabilecek hale gelmesi gerçekten büyük mucize. Son 8 haftada takımın en önemli isimlerinden Melo’nun da kadroda yer alacak oluşu, Hamza Hoca’nın elini ciddi anlamda güçlendirecektir. Ayrıca Hamit ve Selçuk’un yüksek formlarını da hesaba katarsak orta alanda tatlı bir rekabet yaşanacaktır.
  1-0’la geçilen 45 dakikanın ardından Hamza Hoca, Aydın Yılmaz-Sinan Gümüş değişikliğine gitti. A2 Ligi’nde harikalar yaratan Sinan, A takımda düzenli olarak forma bulmak istiyorsa, şu anki görüntüsünün çok çok üzerine çıkmalı. Yani en azından bu tarz rakiplere karşı oyun içinde sivrilmeli. Ancak ne yazık ki bugüne kadar böylesine bir şeyler göremedik Sinan’dan…
  İkinci yarıda da yine birçok net pozisyon bulduk. Ancak Pandev, Dzemaili, Yekta ve Sinan bu pozisyonları cömertçe harcadılar.
  Son 20-25 dakika da iyiden iyiye maçı bıraktık. Bunu fırsat bilen Manisaspor'da kalemize daha fazla gelmeye başladı. Bunun neticesinde de 30 metreden attıkları bir şutta, forma bulduğu karşılaşmaların hemen hepsinde hatalı goller yemiş olan Sinan Bolat, bu geleneği sürdürdü ve rakibe bedavadan bir gol hediye etmiş oldu!
  Kalan bölümde 2 takımda ataklar geliştirmelerine rağmen skoru değiştirmeyi başaramayınca karşılaşma 1-1 sona ermiş oldu ve Galatasaray’ımız adını yarı finale yazdırdı.
  Açıkçası bu maç hakkında söylenebilecek fazla bir şey yok. Dolayısyla sağlıklı bir analiz de yapamayız. En başta da belirtmiş olduğum gibi oyuncularımızın akılları Trabzon maçındaydı ve bugün sadece bir formaliteyi, bir prosedürü yerine getirmek için çıktılar sahaya. 90 dakikanın tamamlanmasıyla da görevlerini yerine getirmiş oldular. Umarım gerekli konsantreye ulaşmışlardır da Pazar akşamı Trabzonspor’u mağlup ederiz ve şampiyonluk yolunda çok büyük bir avantaj yakalamış
oluruz…

                                                         e-falanfilan yazarı: Kerem ZÜLFİKAR

5 Nisan 2015 Pazar

Çok Yer, Çok Atar

  Bazı takımlar vardır, savunmasıyla ön plandadır. Çoğu maçta kalelerine duvar örerler. Çok zor gol yerler. Bazılarının da hücum gücü çok yüksektir. İleri uçtaki oyuncularını durdurmak çok zordur. İstediğiniz kadar önlem alın, bir şekilde bir boşluk yakalayıp atarlar golü… Aslına bakacak olursak, bizim ne çok iyi bir savunmamız ne de müthiş bir hücum hattımız var. Zaten savunmamızın ne seviyede olduğu, ligin hemen her takımından gol yememizden belli. Hatta çoğu karşılaşmada da birden fazla. Hücum hattına gelecek olursak ‘’müthiş’’ olmayan forvet hattımızın neredeyse 3’ten aşağı gol atmadığı maç olmaması işin ilginç tarafı. Muhtemelen sezon sonunda puan tablosuna bakıldığında ligin en fazla gol atan takımı olarak ya Bursa’yı ya da Galatasaray’ı göreceğiz.
  Hamza Hoca belli ki ‘’Yediğimizden fazlasını attığımız sürece sıkıntı yok’’ mantelitesinde. Çünkü ciddi seviyedeki savunma zafiyetimizi gidermek adına herhangi bir çalıştırma yaptırmadığı çok net bir şekilde görülüyor. Takım savunmasında en ufak bir gelişim söz konusu değil. Bilakis çoğu zaman amatörce goller yiyoruz. Misal, bugün yediğimiz ilk gol. Karabük takımının gol atacağına dair en ufak bir inancı yokken, Hakan Balta’nın yandan kale sahasına doğru gelen o sert topa 18’lik stoperler gibi acemice ayak koyuşu rakibe anlamsız bir gol hediye etmiş oldu!
  Bugün 90 dakikanın 60-65 dakikasında oyunun hakimiyetini elinde tutan ve ağrlıklı olarak rakip yarı alanda oynayan bir Galatasaray izledik. Attığımız 4 gol sayı olarak çok daha yukarılara çıkabilirdi. Kalıbımı basarım, bugün sahada Burak Yılmaz olsa en az 2 tane de o atardı. Umut Bulut bütün iyi niyetine rağmen ‘’İşte Galatasaray’ın santraforu böyle olur’’ denebilecek seviyede kesinlikle değil. Sdece çalışkan ve mücadeleci. Yetenekleri oldukça kısıtlı… Dolayısıyla kim ne derse desin, Burak Yılmaz bu takımın olmazsa olmazıdır ve her hafta sahada yer alması şarttır!
  Az önce dedim ya; 90 dakikanın 60-65’inde üstün oynadık diye. Kalan 25-30 dakika ise bize hiç yakışmadı. Karabükspor gibi aylardır maç kazanamayan ve ligin dibine demir atmış bir ekibe karşı oyunun bazı bölümlerinde de olsa bu kadar baskı yemek ve rahatça top yaptırma imkanı tanımak hiçbir şekilde kabul edilemez! Hamza Hoca’nın takımının sahada maruz kaldığı bu tarz tabloları kollarını bağlayarak izlememesi gerekiyor. Efendi olmak, beyefendi olmak iyi teknik direktör olmak için yetmez. Yeri geldiğinde agresif olmak, takımı ateşleyecek bir şey yapabilmek de lazım. Hamza Hamzaoğlu artık bu gerçeğin farkına varmalı.
  Hemen her karşılaşmada skoru aldık derken, oyunun son 15-20 dakikasını ecel terleri dökerek seyretmekten sıkıldık artık! Bu durum eminim hiçbir Galatasaraylı’nın hoşuna gitmiyordur. Bugün de güle oynaya  5’e, 6’ya gidecek maçın bir anda 3-2’ye gelmesi, bu güzel Pazar günü’nde takımını yalnız bırakmamak adına türlü sıkıntılar çekerek oraya gelmiş 30 bini aşkın Galatasaraylı’nın kesinlikle hak etmediği bir şey! Unutulmasın ki futbolun içinde asla ve asla laubaliliğe, gevşekliğe yer yoktur! Skor 3-0’a geldikten sonra olayı biraz şova çevirmeye çalışan oyuncularımız ve her hafta olduğu gibi yine oyuna müdahalelerde geç kalan Hamza Hoca, bugün galip gelemeseydik taraftara bunun izahını nasıl yaparlardı çok merak ediyorum!
  Yoğun eleştirilere maruz kalan Semih’in yokluğunda savunma hattının evlere şenlik bir hal alması, bu oyuncumuzun onca eleştiriye rağmen takım için ne denli önemli olduğunu gözler önüne sermiştir. Bunun dışında Hamit’in son haftalardaki yüksek performansına rağmen Melo’suz orta sahanın ciddi bir direnç kaybı yaşadığı da ortadadır.
  Olumsuzlukları bir kenara bırakıp, biraz da güzelliklerden bahsetmek gerekirse; Yasin Öztekin’in her geçen gün biraz daha artan performansı, aynı şekilde Muslera’nın kritik anlarda yaptığı kritik kurtarışlar ve Bruma’nın bir nebze de olsa takıma katkı sağlayan oyunu günün bizim adımıza sevindirici unsurlarıydı.
  Bir parantez de Selçuk İnan’a açmak istiyorum. Sezon başında taraftar tarafından neredeyse istenmeyen adam haline gelen kaptanımız, sezonun ikinci yarısıyla birlikte ciddi bir çıkış yakalamış durumda. O da tıpkı Yasin gibi her hafta üzerine biraz daha koyarak ilerliyor. Şampiyonluk yolundaki son 8 haftada kaptan tecrübesi ve kalitesiyle en önemli kozlarımızdan biri olacak şüphesiz.
  Sonuç itibariyle yediğimiz sinir bozucu 2 golü görmezden gelelim ve 4 gollü galibiyetimizin tadını çıkaralım. Maçtan önce ‘’Hedefe 9 kala’’ pankartı açmıştık, şimdi kaldı 8. Bana göre gelecek hafta Trabzonspor'a karşı sezonun en kritik sınavına çıkacağız. Avni Aker’den çıkarılacak 3 puan, son 7 hafta öncesi %70 ‘’Galatasaray şampiyon’’ demek olur. Bu yüzden de yarın sabahtan itibaren Trabzon maçına odaklanıp hafta sonu oraya full konsantre gitmeliyiz…


                                                           e-falanfilan yazarı: Kerem ZÜLFİKAR