26 Mart 2012 Pazartesi

Elmander’siz Sıkıntı Var

  Doğruyu söylemek gerekirse, bir hafta içersinde 3 tane zorlu maç oynayacak olan takımımızda fiziksel anlamda bir düşüş yaşanabileceğini az çok tahmin ediyordum. Elmander’in hesapta olmayan sakatlığı da buna tuz-biber ekti.
  Salı günü oynadığımız Sivasspor karşılaşmasının ardından söylemiştim, Elmander ve Melo’nun takım için ne kadar önemli olduğunu. Dün akşam da bu tezim Elmander bazında iyice kanıtlanmış oldu. Dilerim bir an önce iyileşir ve takıma geri döner. Aksi halde özellikle Play Off maçlarında Elmander’siz çok zorlanırız gibi görünüyor.
  Dün gerçekten İstanbul’da uzun zamandır hasret kaldığımız mükemmel bir hava vardı. Maç saatindeki pırıl pırıl gökyüzü ve 15-16 derece civarındaki sıcaklık futbolcular için ideal nitelikteydi. Türk Telekom Arena Tribünleri’de %80-85 oranına doluydu. Yani 40 binin üzerinde Galatasaraylı takımına destek olmak için yerini almıştı.
  Cüneyt Çakır’ın ilk düdüğüyle karşılaşma başladı. Trabzonspor, Galatasaray’ın oyununu bozmak yani ilk planda rakibi oynatmayıp sonra kendisi oynamak şeklinde bir oyun planını belirlediğini ilk dakikadan itibaren gözler önüne serdi. Özellikle Zokora-Colman ikilisi Melo ve Selçuk’a sürekli olarak pres uygulayarak onları pas hatasına zorluyorlardı. İlk devrenin tamamında bu hedeflerinde başarılı olduklarını söyleyebiliriz. Ancak Zokora birçok pozisyonda oyuncularımızı çok sert müdahelerle durdurdu. Sonuçta kendi başını yaktı ve bu sezon 2.kez Fenerbahçe’ya karşı cezalı duruma düştü. Fakat her şeye rağmen, bence bu oyuncu dün akşam 90 dakikayı tamamlamamalıydı.
  25.dakikada Trabzonspor Alanzinho’nun düşürülmesiyle bir serbest vuruş kazandı. Bütün oyuncularımız topa bakmak ya da rakiple ilgilenmek yerine Cüneyt Çakır’a itiraz etmeye kalkınca, Colman oldukça zeki bir hareketle serbest vuruşu bekletmeden kullandı ve topu Burak Yılmaz’ın önüne attı. Bir anda kaleci Muslera’yla karşı karşıya kalan Burak’ta plaseyi köşeye bıraktı. Yediğimiz bu gol amatör kümelerde bile yenmeyecek cinstendi doğrusu…
  Az önce de belirtmiş olduğum gibi takımın en önemli hücum silahı Elmander’in eksikliği, her hafta oynadığımız futbolu oynayamamızın baş nedeniydi. Hücumda görev yapan Baros ve Necati çok etkisiz kaldı. Özellikle Necati ilk 45 dakikada bir tane bile olumlu hareket yapamadı. Attığı her top rakibe gitti. Pozisyonlarda ağır kaldı, ataklarda doğru yerlerde değildi. Aynı şekilde Baros’ta ona eşlik etti. Oldukça güçsüz ve kendine güvensiz bir görüntüdeydi o da. Top ayağına geldiğinde ne yapacağını bilmez bir haldeydi sanki. Durum böyle olunca, ilk 45 dakikayı neredeyse 0 pozisyonuyla bitirdik.
   İkinci yarıya biraz daha toparlanmış bir görüntüde başladı takımımız. Önce beraberliği, sonra da galibiyet golünü bulma düşüncesiyle Trabzonspor üzerinde baskı kurmaya çalıştılar. Buna karşılık Trabzonspor ise kontra ataklarla farkı arttırma niyetindeydi bu devrede.
  65.dakikaya gelindiğinde hala 1-0 yeniktik ve rakip üzerinde kurduğumuz kısmi baskı bize istediğimiz pozisyonları getirmiyordu. Özellikle ceza yayı civarındaki final paslarını beklenmeyecek kadar kötü veriyordu oyuncularımız.
  Fatih Hoca’nın oyuna ilk müdahelesi Necati-Sabri değişikliği oldu. Gecenin en etkisiz ismi Necati’nin oyundan alınması belki doğruydu ama yerine giren ismin Sabri olması biraz ilginç geldi bana. Sonraki süreçte de arka arkaya Emre Çolak-Yiğit, Engin Baytar-Mehmet Batdal değişiklikleri geldi. Son 1,5 sezonda toplasan 10 maç oynamamış olan Mehmet Batdal’ın böylesine kritik bir maçta kurtarıcı olarak sahaya sürülmesi bende olduğu gibi herkeslerde büyük bir şaşkınlık yaratmıştır herhalde!
  Kaderin cilvesi olsa gerek, Necati sahadayken bulamadığımız gol pozisyonlarını, Mehmet Batdal sahadayken yakalamaya başladık.
  Dakikalar 83’ü gösterirken Sabri’in sağdan yaptığı ortayı Alanzinho elle kesince Cüneyt Çakır tereddütsüz penaltı noktasını gösterdi. Trabzonsporlu futbolcuların yoğun itirazları ise oldukça gereksizdi.
  Topun başına geçen Felipe Melo, oldukça soğukkanlı bir vuruşla topu ağlara gönderek bu sezon penaltılardan 4., genel anlamda ise 10.golünün altına imza atmış oldu.
  1-1’in getirdiği moralle rakip kaleye artık daha istekli gitmeye başladık. 90+3.dakikada öyle bir pozisyon kaçırdık ki, kaçırması atmaktan daha zor. Felipe Melo kendi yarı alanında kaptığı topla hızla Trabzonspor ceza sahasına doğru kat etti. Önünü boşaltıktan sonra topu sağa taraftaki Sabri’ye bıraktı. Sabri’de bekletmeden ortaya çevirdi. Baros’u geçen top 6 pas üzerinde bomboş durumda bekleyen Mehmet Batdal’a geldi. Ancak Mehmet Batdal zor olanı yaparak topu kaleci Tolga’nın üzerine nişanladı.
  Mehmet Batdal’ın kaçırdığı bu gol karşılaşmanın son gol pozisyonu oldu. Tabii uzun zamandır oynamayan bir futbolcuyu o golü kaçırdığı için suçlamak biraz gaddarlık olur. Ancak Fatih Hoca’nın maçtan sonra söylemiş olduğu gibi de Galatasaray’da şans insana bir kez gelir. O şansı değerlendirmek için de böylesine bir pozisyona girince onu gol yapmak gerekir.
  İyi oynamadığımız, daha doğrusu alıştığımız performansımızı sergileyemediğimiz bir karşılaşmada yenilmemiş olmak hatta tüm bu olumsuzluklara rağmen son dakikada galibiyeti kaçırmış olmak sevindirici. Ancak, Play Off’a girebildiğimiz kadar puan farkıyla girmek temel hedefimizken, dün 2 puan kaybederek Fenerbahçe’nin bize yaklaşmasına izin vermemiz ve takımın Elmander olmadan bu denli zorlanması şampiyonluk için kritik viraja girdiğimiz şu dönemde biraz morallerimizi bozdu açıkçası.
                                                                         e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

21 Mart 2012 Çarşamba

Nazar Boncuğu Olsun

3 gün önce oynadığımız zorlu Fenerbahçe mücadelesinin ardından, bu akşam kupa mesaisi için sahadaydı Galatasaray’ımız.1-2 değişiklik dışında uzun süredir hep aynı oyuncularına şans veren Fatih Hoca, hem yorgunları dinlendirme, hem de formaya hasret kalanların son durumunu görme adına kadroda rotasyona gidiyordu.
   Takımın iki değişmezi Elmander ve Melo, 18’de değildi bugün. Onların yerlerine Milan Baros ve Aydın forma giyerken, Emre Çolak’ın mevkiisinde de Riera görev yapıyordu. Ayrıca Adana Demirspor maçında olduğu gibi kalemizi yine Ufuk koruyordu.Galatasaray maça mükemmel başladı desek abartmış olmayız herhalde. İlk 20 dakikalık bölümde inanılmaz bir istek ve arzuyla rakibin üzerine gittik çünkü. Öyle ki, 20.dakikada ekrana gelen topla oynama yüzdeleri bir futbol maçında ender görülebilecek cinstendi. %79’a, %21.
  35.dakikaya kadar Sivasspor değil kendi yarıalanı, ceza sahasının bile dışına çıkamadı neredeyse. Vurdukları her top tenis oynarmışçasına kendi ceza alanlarına geri dönüyordu. Bu ezici baskı bize golü getirmedi ancak Milan Barosla iki net pozisyondan yararlanamadık.
  35’ten sonra takımımız ister istemez yorulmaya ve vites düşürmeye başladı. Bunu fırsat bilen Sivasspor, devrenin son 10 dakikalık bölümünde hızlı kontralarla kalemizde pozisyonlar bulsada kaleci Ufuk’u geçemediler.
  İlk devre 0-0 sona erdi fakat 35 dakika boyunca lig maçlarından bile çok daha üstün performans sergileyen bir Galatasaray izledik. Oynanan bu futbol ikinci 45 dakika öncesi turu cepte görmemizi sağladı.
  Aydın Yılmaz hakkındaki düşüncelerimi sanırım artık herkesler biliyordur. O kadar çok eleştirdim ki bu kardeşimizi, artık sağır sultan bile duydu. Ancak son 1-2 aylık sürede Aydın’da ciddi anlamda bir değişim yaşanmaya başladı. Fatih Terim’in taraftara ‘’Aydın’ı kazanalım’’ ricasından sonra 7 yılda zerre kadar mesafe kat edemeyen Aydın, baya baya takımı adına bir şeyler yapar hale geldi. Bu durum başta ben olmak üzere hemen hemen tüm Galatasaraylılar’ı şaşırtmıştır herhalde.
  Bu akşama gelecek olursakta, ilk 45 dakikanın en etkili isimlerinden biri olan ve Sivasspor’un özellikle sol kanadını zaman zaman çok zorlayan Aydın’ı, Fatih Hoca’nın oyundan alışına pek anlam veremedim açıkçası. Bir sakatlığı falan oldu sanırım. Yoksa Fatih Hoca iyi oynayan oyuncusunu durduk yere kenara almazdı herhalde.
  Aydın-Sabri değişikliği ikinci yarının tamamında meyvesini verdi elbet! Uzun zamandır takımımızda görmediğimiz tam atağa çıktığımız anda anlamsız top kaptırmalar, amaçsız ve isabetsiz ortalar ve de hiç kimsenin beklemediği yerlere atılan anlamsız paslar Sabri’nin önderliğinde aylar sonra yeniden huzurlarımızdaydı…
  İkinci 45 dakikaya Sivasspor takımı ardı ardına pozisyonlar bularak başladı. İlk ikisinde gecenin başarılı ismi Ufuk Ceylan engeline takıldılar. Ancak buldukları 3.pozisyon onlara golü getirdi. Ceza sahamıza yaptıkları ortada top Erman Kılıç’ın önünde kaldı, Erman’da plaseyi köşeye bıraktı.
  Ben her şeye rağmen ‘’Maçı çeviririz, çeviremesekte uzatırız.’’ diye düşünsemde sahada işler benim öngördüğüm şekilde gitmemeye başlamıştı. Fenerbahçe yorgunluğunun üzerine ilk 35 dakikada yaptığımız o inanılmaz tempo, orta sahamızın 60.dakikada bitmesine neden oldu. Öyle ki, artık Sivasspor kendi yarıalanında kaptığı her topu rahatlıkla bizim ceza sahamıza kadar taşıyabiliyordu. Fatih Hoca bu duruma müdahele etmek istemiş olacakki, karşılaşmanın başından beri yokları oynayan Riera’yı Emre Çolak’la değiştirdi.
  Emre Çolak orta sahaya biraz dinamizm getirsede rakip kale civarında bir türlü etkili olamıyor, golü getirecek pozisyonları bulamıyorduk. Bu bölümde yapılan Sercan-Engin değişikliği Sivasspor’un ekmeğine yağ sürdü. Zaten oyundan kopmuş olan orta sahamız sayı olarakta eksilince Sivasspor için kalemize gelmek çok daha fazla kolaylaştı. Buna karşılık oyuna dahil olan Sercan’ın sahadaki umursamaz ve vurdumdaymaz halleri hepimizin sinirlerini alt üst etti! Fakat ben suçu Secan’da aramam. Bu konuda bir suçlu aranacaksa, önce onu bu takıma transfer edenlerde, sonra da hala kendisinden bir şeyler bekleyerek sahaya sürenlerde aranmalıdır bence. Hayır merak ettiğim şu; bu adam 3 sezon boyunca Bursaspor’da bile sürekli yedek beklerken, her fırsatta takım içi problem yaratırken, kendisini ödüllendirir gibi kalkıp Galatasaray’a transfer etmenin mantığı neydi acaba? Umarım sezon sonunda herhangi bir anadolu takımının yolunu tutar. Çünkü bu formayı giymek için canının bile vermeye hazır insanlar varken, böylesine ruhsuz bir futbolcu sarı-kırmızıyı üzerinde taşımayı hiç ama hiç haketmiyor!
  Sercan’ı bırakıp tekrardan maça dönecek olursak, son 20-25 dakikalık bölümde klasik anti-futbol yanlısı Sivasspor vardı sahada. Sürekli zamana oynayan, her fırsatta kendini yere atan, yattımı da kalkmak bilmeyen futbolcularıyla ne kadar gurur duysa azdır Rıza Hoca! Ama şu da bir gerçek ki, sen bu kafa yapısına sahip olduğun sürece sittin sene büyük takım çalıştıramayacaksın, büyük takım hocası olamayacaksın Rıza Çalımbay. Senin yerin anca oralar işte…
  Son 5-10 dakikalık bölümde skoru koruma psikolojisiyle geriye yaslanınca Sivasspor, bizde yeniden rakip üzerinde baskı kurduk. Ancak kurduğumuz bu baskı öyle aman aman pozisyonlar getirmedi bize.
  Dakikalar 90+5’i gösterirken Selçuk’un ortası ceza sahası içinde bariz bir şekilde kolla kesilsede, pozisyona 7-8 metre mesafedeki Abitoğlu bunu ‘’Kollar yanda’’ olarak yorumladı! Kolun hangi kısmı yandaysa artık…
  Sonuç olarak en son 7 sezon önce kazandığımız Türkiye Kupası’na son yıllarda olduğu gibi bu sezonda erken veda ettik. Çifte kupa parolasıyla çıktığımız yolda önümüzde tek hedef kaldı şimdi. Asıl olan da o hedef zaten. Dolayısıyla bu akşamki hatalarımızdan ders çıkarıp, bunların lig maçlarında tekrar edilmemesi için gerekli önlemlerin alınması en temel nokta bence. Ayrıca bu akşam da bir kez daha Elmander ve Felipe Melo’nun bu takım için ne kadar önemli olduğunu görmüş olduk. Melo’nun oynamadığı Adana Demirspor karşılaşmasında da tıpkı bu akşam olduğu gibi çok sayıda pozisyon vermiştik. Dolayısıyla Melo’nun olmadığı maçlarda bu kadar fazla pozisyon vermemiz, artık 12’sine,13’üne bakmadan  bir an önce Juventusla pazarlık masasına oturmamız gerektiğini gözler önüne seriyor.
                                                                        e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

18 Mart 2012 Pazar

Kadıköy’de Salladık, Arena’da Yıkarız

 7 Aralık akşamından sonra Galatasaraylı’sı, Fenerbahçeli’si  farketmez, herkesler bugünü, bu maçı beklemeye başlamıştı elbet. Bu doğrultuda hafta boyunca İstanbul’un iki yakasında da geri sayıma geçilmişti. Gençlerbirliği maçından sonra söylemiş olduğum gibi anlayanı, anlamayanı çok şey yazdı, çok şey çizdi. Ve nihayet saatler 20.00’ı gösterirken beklenen an gelip çatıverdi.
  Fatih Terim’in sezon başından beri her hafta üzerine biraz daha koyarak artık bir makine düzeniyle işler hale gelen yenilmez armadası, Aykut Kocaman’ın geçen sezonki görüntüsünü mumla arayan Fenerbahçe’sinin karşısındaydı.
  İlk 20 dakikalık bölümde futbolcularımızın üzerindeki rahatlık bize biraz pahalıya patladı. Aslında ben rahatlık olarak nitelendirdim ancak belki de tam tersi fazla stres yapmıştı bizim çocuklar. Ama her ne olursa olsun takımın üzerinde bir tutukluk olduğu ve saha içinde istediklerini yapamadıkları aşikardı.
  Dakikalar henüz 10’u gösterirken savunmamızın dışarı çıkacak diye bıraktığı topa yetişen Ziegler’in ceza sahamıza gönderdiği ortada Musa Sow’un yarı röveşatayla yaptığı vuruş gidebileceği en mükemmel yere gidiyordu. Muslera’nın tüm çabasına rağmen yine erken bir gol yiyyorduk ve klasik Kadıköy senaryosu bir kez daha gerçek leşiyordu.
  Golün şokunu üzerimizden atamamıştık ki, son 8 sezonda olduğu gibi yine Alex çıktı sahneye. Bir anda önünde bulduğu topa yaklaşık 30 metre mesafeden öyle bir vurdu ki, değil Muslera, kaleye 3 tane de kaleci koysanız yine çıkmazdı o top…
  Tabii artık hepimizin zihninden benzer şeyler geçmeye başlamıştı: ‘’ 4-5’e doğru gidiyoruz galiba.’’ Ancak zihinlerininden aynı şeyi geçirmemiş  kimseler bizim teknik ekip ve futbolcularmış herhalde. Çünkü 20.dakikadan itibaren önce yavaş yavaş oyunu dengelemeye, sonrasında rakip kalede pozisyonlar bulmaya, devrenin son 15 dakikalık bölümde de oyuna tamamıylen hükmetmeye başladılar.
  Engin ve Necati’yle denedik ama olmadı. Fakat sezonun yıldızı Elmander henüz tehlikeli bölgede topla buluşmamıştı. Necati’nin mükemmel ara pası ve Elmander’in vuruşu, ‘’Bu maç asıl şimdi başlıyor.’’ mesajını yolluyordu Şükrü Saraçoğlu’ndaki 55 bin sarı-laciverte.
  Golden sonraki bölümde Fenerbahçe kendi yarı alanından çıkmakta bir hayli zorlandı. Buna karşılık biz ise rakip kaleye kolay gidiyor fakat final paslarında biraz ağır kalıyorduk nedense.
  Bülent Yıldırım’ın düdüğüyle ilk devre 2-1 Fenerbahçe’nin üstünlüğüyle sona erdi ancak eğer oyun bu şekilde oynanmaya devam edecekse bu maçın böyle bitmeyeceğini de futboldan biraz olsun anlayan herkes rahatlıkla görebiliyordu.
  İkinci devre başladıktan sonra da değişen pek birşey yoktu aslında. Belli ki ‘’Aman yemeyelim’’ diyordu Aykut Kocaman. Öyle ki koskoca devrede Fenerbahçe’nin kalemizi bulan tek bir şutu oldu. O da skor 2-2’ye geldikten sonra ceza sahası içinde oluşan karambolde Baroni’nin dönerek yaptığı vuruş.
  46.dakikadan itibaren sabırla, panik yapmadan, moral bozmadan sürekli olarak rakibinin üzerine giden ve onları hataya zorlayan takımımız, yakaladığı bir kaçı net fırsatı harcasada 82.dakikada Selçuk İnan’ın 35 metreden attığı enfes şut artık gelecek golün habercisiydi bir yerde. Nitekim sadece bir dakika sonra yine Selçukla gelişen atağımızda bu oyuncumuzun ceza sahasına yaptığı ortada Elmander’in savunmanın dengesini bozması sonucu Hakan Balta’nın önüne düşen top mükemmel bir voleyle Fenerbahçe ağlarına gidiyordu nihayet. 
  ‘’Bu maç bitti.’’ havasına çok erken giren Şükrü Saraçoğlu tribünleri  adete buz kesmiş, her şey bizim istediğimiz hale gelmişti artık.
  Golden 2-3 dakika sonra yine çok organize gelişen atağımızda Engin Baytar’ın son vuruşu biraz cılız kalınca şokun şiddetini arttırmayı başaramadık. Ancak herşey bir yana, son dakikada kaçırdığımız bir gol vardı ki sanırım o an tüm Galatasaraylılar’ın yüreği acımıştır. Dakikalar 90+4’ü gösterirken kazandığımız serbest vuruşta topun başına her zamanki gibi Selçuk İnan geçiyor ve ceza sahası içine o klasik kesmelerinden bir tanesini daha gönderiyordu. Herkesi aşan topa 6 pas üzerinde Milan Baros dokunuyor, Volkan’ı geçen top hepimizin heyecan dolu bakışları arasında kaleye doğru gidiyordu. Fakat son anda Fenerbahçe’nin imdadına yetişen direk 70 dakika boyunca üstün oynadığımız karşılaşmanın bizim lehimize sonuçlanmasına ne yazık ki izin vermiyordu.
  Karşılaşmadan önce bizlere ‘’Maç 2-2 bitsin ister misiniz?’’ diye sorsalar, hiçbirimiz buna hayır demezdik herhalde. Dolayısıyla 2-0 geriye düştüğümüzü de hesaba katacak olursak şayet, 2-2’lik skor bizi yeterince tatmin etti diyebiliriz. Ancak iki takımın oynadığı futbola, Fenerbahçe’nin mükemmel başladığı karşılaşmada 20.dakikadan sonraki çaresizliğine ve de son saniyede Barosla kaçırdığımız o mucizevi pozisyona bakacak olursakta insanın içi cız etmiyor değil. Ama olsun Aslanlar.  Sizin canınız sağolsun. Bu akşam bir kez daha gösterdiniz ki, bu takım istiyor, bu takım ne olursa olsun pes etmiyor, hiçbir şartta maçı bırakmıyor ve de en önemlisi artık çok zor kaybediyor.
  Son sözüm Fenerbahçeli kardeşlerime. Bilirim sizler istatistik bilimini çok seversiniz. Tabii sadece kendi lehinize ve çıkarınıza olan durumlarda. Yalnız bilmem farkında mısınız, 2 sezondur o çok güvendiğiniz Saraçoğlunuz’da elimizden zar zor kurtuluyorsunuz.  Ama şunu unutmayın; çekirge bir sıçrar, iki sıçrar. Ayrıca her güzel istatistiğin de bu dünyadaki herşey gibi elbet bir sonu vardır. Geçen sene zorladık, bu sene salladık ama Play Off’ta emin olun şans bu kadar yanınızda olmayacaktır.
                                                                        e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

11 Mart 2012 Pazar

‘’İnandık Biz Sizlere, Cim Bom Yüzümüzü Güldür Bu Sene’’

Dün akşam beklenildiği üzere Fenerbahçe’nin Ankaragücü’nü yenmesi, bizim de Ankara’nın diğer temsilcisi karşısında 3 puanı almamızı kaçınılmaz hale getirmişti. Hele ki gelecek hafta Kadıköy’e gideceğimizi de göz önünde bulundurursak.
  İlk yarıdaki Fenerbahçe ve iki hafta önceki Beşiktaş maçlarını saymazsak şayet, belki de sezonun en dolu tribünleri vardı bu akşam Arena’da. Artık ligin son haftaları yaklaşırken ve takımımız zorlu engelleri birer birer aşarken ister istemez seyirci de havaya girmeye ve takımına olan desteğini maksimum seviyeye çekmeye başlıyor. Dolayısıyla, sahadaki mükemmel zemin 40 binin üzerindeki seyirciyle birleşince, galibiyet için gerekli tüm koşullar maç başlamadan oluşuvermişti bile.
  Fatih Hoca Fenerbahçe maçında formayı teslim ettiği Emre Çolak’tan belki dinlendirme amaçlı, belki de son dönemlerdaki form düşüklüğü nedeniyle 3 ay sonra ilk kez vazgeçiyor, onun yerine son haftaların çıkıştaki ismi Riera’yla başlıyordu maça. Fakat şunu da söylemeden edemeyeceğim; bir futbolcu eline geçen şansı anca bu kadar kötü kullanabilirdi herhalde. Riera için konuşuyorum tabiiki. Bugün öylesine kötü ve etkisizdi ki sahada, İmparator bile kendisine anca 45 dakika dayanabildi. Neyse, sonuçta Riera’nın kendi bileceği iş. O yedek kalmaktan memnunsa bizler için no problem.
  Karşılaşmanın ilk düdüğüyle birlikte ‘’İnandık biz sizlere, Cim Bom yüzümüzü güldür bu sene’’ bestesi eşliğinde rakibi üzerinde inanılmaz bir baskı kurdu takımımız. Bu baskı karşısında Gençlerbirliği takımı gardı düşen boksör misali abondone oldu adeta. Ancak bu yoğun baskı ne yazıkki bize golü getirmedi. Lakin er ya da geç o golün bu akşam geleceği de bu 15 dakikalık bölümde belli oldu zaten.
  15-30 arası Gençlerbirliği takımı oyunu biraz dengelemeye çalıştıysada bunda pek fazla başarılı olamadı ve 30.dakikadan itibaren tekrardan kendi yarı alanına hapsoldu. Kalesinde her ne kadar çok çok net pozisyonlar olmasalarda sürekli olarak tehlikeler yaşamaya başladı. Özellikle Elmander’in ceza yayı içinden kalecinin kucağına gönderdiği plase ve Selçuk’un mükemmel frikiğinde Erkan’ın son anda yaptığı kurtarış bizleri en çok heyecanlandıran iki pozisyon oldu.
  İlk devre 0-0 sona ermişti ancak ikinci devrede tabelanın değişeceği aşikardı. Fatih Hoca az önce bahsetmiş olduğum gibi sahada tel tel dökülen, sürekli olarak top ezen Riera’ya daha fazla tahammül edemedi ve ikinci devreye Emre Çolakla başladı. Emre’de takıma gözle görülür bir hareket getirdi zaten.
  İkinci 45 dakikanın ilk düdüğüyle birlikte, karşılaşmanun bitiminde Şansal Büyüka’nın da  söylemiş olduğu gibi bu sefer baskıdan, istekten çok daha ötesi, adeta bir saldırı nitelendiğinde Gençlerbirliği kalesine yüklendi oyuncularımız.
  Bu insan üstü baskıya dayanılması imkansızdı elbet. 48.dakikada mükemmel paslaşmalarla gelişen atağımızda Engin Baytar’ın ceza sahası içine gönderdiği topa Felipe Melo’nun penaltı noktası üzerindeki dokunuşu nihayet o çok istediğimiz golü getiriyordu. Tabii gelen bu golle tribünler de bayram yerine dönüyordu.
  Çok değil 10 dakika sonra, orta sahadaki diğer yıldızımız Selçuk İnan çıkıyordu sahneye. İlk yarıdaki müthiş vuruşu kaleci Erkan’a takılan 8 numaramız bu kez işini sağlama alarak tam direğin altına gönderiyordu plaseyi. Ne mutlu ki yıllarca süren frikiklerden gol bulamama hasretimiz bu sezon itibariyle sona erdi. Selçuk’un serbest vuruşlardan bulduğu 3.gol bu tezi ispatlar nitelikte ve kalitedeydi çünkü.
  2-0’dan sonra zaten Galatasaray’ın kontrolünde olan oyun lehimize doğru level artırarak oynanmaya devam etti. Özellikle Eboue sağ tarafı otobana çevirdi. Gecenin yıldızı Felipe Melo ise sürekli olarak cepheden delmeye çalıştı rakip savunmayı. Çoğu zaman da başarılı oldu bu hedefinde.
  Oyunun son dakikalarında zorunlu bir Elmander-Baros değişikliği geldi. Aslında Fatih Hoca Baros’u son yarım saatlik bölümde falan oyuna alsa, belki de fark daha da artacaktı. Öyle ki oyunda sadece 5-6 dakika yer alabilen Baros, %100’lük bir pozisyon bulmayı başardı. Ancak gol vuruşunu kaleci Erkan’ın üzerine doğru yapınca 3.gol gelmedi. Zaten bu atağımız karşılaşmanın son pozisyonuydu.
  2-0’lık galibiyetin ardından yakaladığımız yeni galibiyet serisinde 6.maçı geride bırakmış olduk. Şimdi hafta boyunca, tahmin edeceğiniz gibi tüm Türkiye cumartesi akşamı Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray derbisine kilitlenecek. Herkesler bir şeyeler yazacak, çizecek. Anlayanı, anlamayanı kendince tahminlerde bulunacak. Fakat gerçek olan şu ki, son yılların en kötü Fenerbahçe’si, son yılların en iyi Galatasaray’ını konuk edecek. Ve belki de yıllar sonra ilk kez takımımız Kadıköy’e bu denli rahat, bu denli moralli gidecek. Ligin ilk yarısındaki maçta rakibimize karşı çektiğimiz 3 yıllık galibiyet hasretine mükemmel bir oyunla son vermiştik. Şimdi de zaman 13 yıllık Saraçoğlu hasretine son verme zamanı bence.
                                                                         e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

6 Mart 2012 Salı

Her Şey Dört Dörtlük

Hiç şüphesiz ki bu ligin en zor deplasmanlarından biri Sivas. Özellikle kış aylarında oradan 3 puanla dönebilmek gerçekten büyük başarı. Çünkü gerek olumsuz hava şartları, gerekse de her daim kötü olan zemin, Galatasaray gibi ayağa pas üzerine kurulu futbol şablonunu benimsemiş takımlar için büyük sıkıntları yaratabiliyor. Ayrıca takımımızın Sivas’a gidiş yolculuğunun oldukça meşakketli geçtiğini ve yaklaşık 10 saat sürdüğünü de hesaba katacak olursak, futbolcuların üzerinde bir yorgunluk oluşması ve bu doğrultuda bugün puan kaybı yaşamamız yüksek bir ihtimal olarak görünüyordu. Artık hemen herkesler Galatasaray’ın ideal onbirini ezbere sayabiliyor. Sakatlıklar ya da kart cezalıları olmadığı takdirde kadro istikrarını oturtumuş durumdayız. Zaten belki de geçtiğimiz birkaç sezonda yaşanılan başarısızlıkların altında yatan en büyük etken de böyle bir kadro istikrarının sağlanamamış oluşuydu. Hemen her hafta farklı oyuncularla mücadele ediyorduk. Fakat ne mutluki bu sezon durum böyle değil. Bugün de kart cezalısı Engin Baytar’ın yerine Riera’ın forma giymesini saymazsak şayet yine ideal onbirimizle sahadaydık.
  Karşılaşmanın henüz başında yakaladığımız posizyonda soldan ceza sahasına giren Hakan Balta penaltı noktası üzerinde bomboş durumda bulunan Riera’yı gördü. Ancak Riera müsait durumda yaptığı vuruşta topu dağlara taşlara gönderdi.
   Sonraki bölümde Sivasspor oyuna hakim gözüken ve gol pozisyonları bulan taraftı. Hele bir ara kalemizi tabiri caizse abluka altına aldılar ve yaklaşık 2-3 dakika boyunca bizi ceza sahamızdan çıkartmadılar.
  Neyseki yediğimiz bu baskı çok uzun sürmedi ve 15.dakikada Necati’nin yaklaşık 25 metreden yaptığı mükemmel vuruşla 1-0’lık üstünlüğü yakaladık. Açıkçası ilaç gibi bir goldü bu.
  Golden sonra oyunu dengeledik ve karşılaşma genellikle orta alan civarında oynanmaya başladı.
  Savunmanın arkasına Elmander’i kaçırdığımız pozisyonda bu oyuncumuzun yaptığı aşırtma vuruşta Senecky gole izin vermedi. Buna karşılık Sivasspor’da özellikle Enaramo ile birkaç net pozisyondan yararlanamadı.
 Karşılıklı yakalanan pozisyonlar sonuçsuz kalınca ilk devre 1-0’lık sonuçla Galatasaray lehine sonuçlandı ve takımımız soyunma odasına moralli gitti. Zaten bu moral üstünlüğü ikinci devreye de ciddi anlamda yansıdı.
  45-65 arası kalemizde net pozisyonlar bulmaya devam eden Sivasspor Muslera’yı geçmeyi başaramayınca ister istemez hem seyirci oyuna küstü, hem de futbolcular agresifleşmeye başladı. Hazır Muslera’dan bahsetmişken kendisini takdir etmek lazım. Gerçekten bu akşam ortaya koyduğu müthiş performansla ne kadar doğru bir seçim olduğunu bir kez daha ispatlamış oldu.
  Sivasspor beraberlik golünü bir türlü bulamayınca ‘’Atamayana atarlar kuralı’’ yine işledi. 65.dakikada Selçuk’un kullandığı köşe vuruşunda ceza sahası içinde vuruşu yapan Ujfalusi, kalecinin de hatası sonucu takımının 2., kendisinin ise bu sezonki ilk golünü kaydetmiş oldu.
  2-0’dan sonra Sivasspor maçtan tamamen koptu diyebiliriz. Öyleki kendi yarı alanlarında çok büyük boşluklar bırakmaya başladılar. Bu durumu gören Fatih Hocamız yine akıllıca bir hamle yaparak geniş alan topçusu Aydın’ı aldı oyuna.
  Nitekim bu değişiklik de meyvesini çok geçmeden verdi ve dakikalar 80’i gösterirken gecenin yıldızı Necati’nin asistinde topla buluşan Aydın düzgün bir vuruşla aradaki farkı 3’e çıkardı.
  Kapanışı yapmaksa elbette assolist Necati’nin hakkıydı. Sabri’yle gelişen atakta topu bir anda önünde bulan Selçuk bekletmeden Necati’yi gördü, Necati’de plaseyi köşeye bıraktı.
  Açıkçası oldukça çekindiğim bir deplasmandan böylesine farklı bir galibiyetle dönmek tek kelimeyle mükemmel oldu. Play-off sürecine sayılı haftaların kaldığı bu dönemde puan kaybı yaşamadan ilerleyebilmek oldukça önemli. Üstelik biz kayıpsız ilerlerken rakiplerimizle arayı her geçen gün biraz daha açıyor oluşumuz, hem oyuncularımız üzerinde extra motivasyon sağlıyor, hem de Play-off’a başlarken sahip olacağımız avantajı daha da arttırıyor. Eğer gelecek hafta Gençlerbirliği’ni de mağlup etmeyi başarabilirsek, bence Kadıköy’de stres altında olacak taraf Galatasaray’dan çok Fenerbahçe olacaktır…
                                                                  e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar