29 Ocak 2012 Pazar

Yapma Be İmparator!

Fatih Hoca’nın içimde bir yerlerde, kalbimin derinliklerde çok özel ve bambaşka bir yeri vardır. Her zaman Özhan Canaydın tabiriyle ‘’Gönlümdeki teknik adam’’ olmuştur. Ona en çok yakışan kulübe de hep Galatasaray yedek kulübesidir benim için. Belki de duyduğum bu tarifsiz sevgiden ötürü…
  Ancak hemen hepimizin artık bildiği üzere nedense fantezileri çok sever Fatih Hoca. Zaman zaman kolayı zorlaştırmak, olayı içinden çıkılmaz hale getirmek için uğraşır sanki. Tıpkı bugün yaptığı gibi…
  Hafta boyunca zeminin olumsuzluğundan bahsedilen Bursa Atatürk Stadı, hakkında bu olumsuz yorumları yapanları utandırmak istercesine yemyeşildi, pırıl pırıldı bugün. Bursa Spor’un aldığı cezadan ötürü de tribünlerde sadece bayan ve çocuk seyirciler mevcuttu. Kısacası maçtan önce herşey Galatasaray’ın lehine işliyordu sanki. Ancak kadrolar açıklandığı zaman bu olumlu tablonun yavaş yavaşa terse dönmeye başlayacağı az çok belli oldu.
  Dörtlü defansın sağında Sabri, solunda Hakan Balta oynuyordu. Peki hani kazanan on biri bozmuyordun Fatih Hocam? Hadi onu da geçtim, Çarşamba’nın yıldızı Çağlar gösterdiği o müthiş performansın hatrına bile oynamayı haketmiyor muydu bu akşam?
  Peki ya, sezon başında her fırsatta övdüğün, Ankaragücü maçında da gayet başarılı bir performans ortaya koyan, hatta ilk gole imzasını koyan Gökhan Zan neden kulübedeydi?
  Bursa Spor gibi geçtiğimiz yıllardaki halini mumla arayan ve bu sezon çok fazla bir hücum gücü olmayan takıma karşı Ujfalusi-Gökhan Zan-Semih-Çağlar dörtlüsü bence hiç tereddüt etmeden denenebilirdi. Ve iddia ediyorum gerek Ujfalusi, gerekse de Çağlar, Sabri ve Hakan Balta’ya göre çok daha etkili olurlardı.
  Bu akşam gördük ki, Emre Çolak’ın yeri kesinlikle sağ kanat değil. Emre tipik bir göbek oyuncusu, hadi çok zorlarsak çabukluğu sayesinde sol açıkta da oynar. Zaten haftalardır da oynuyor. Ancak Emre’yi bu 2 mevkii dışındaki alanlarda kullanmaya çalışmak biraz hayalcilik olur. Fatih Hoca bunu son birkaç maçtır deniyor ama umarım bir daha denemez.
  Artık şundan çok eminimki Sabri Sarıoğlu bu takımdaki miyadını doldurmuş. 9 senedir Galatasaray A Takımı’nda forma giyip toplasan 50 gr aşama kaydedemiş bir oyuncuda bence daha fazla ısrar etmemek gerekir. Sağ açık oynadı olmadı. Orta sahanın ortasında oynadı olmadı. Sağ bekte denendi kısmen idare etti ancak Eboue’yi gören taraftarı artık o mevkii için de tatmin edebilmesi ne yazıkki pek mümkün değil. Zaten Sabri’nin oynamadığı 7-8 maçlık süreçte takımın oynadığı futbol ortadaydı, Sabri’nin takıma geri dönüşünden itibaren oynanan futbolda ortada. Belki biraz ağır bir söylem olacak ama Sabri Sarıoğlu maalesef bu takımı bozan adam!
  Sercan Yıldırım’ın transferini hiçbir zaman onaylamadım. Genç dendi, ya kazanırsak dendi, eline geçen bu fırsatı illaki iyi kullanacaktır dendi, dendi de dendi.  Peki ben de şimdi sormak istiyorum: Sezonun 23.haftasını geride bıraktığımız şu güne kadar Sercan bu takıma ne verdi?
  Ofsaytı bilmeyen, kendisine atılan her ara pasta ofsayta düşen, daha fenası ayağında top tutamayan, sürekli olarak topa basıp yere düşen bir forvet oyuncusunun Galatasaray gibi büyük bir kulüpte işi ne Allah aşkına? Milan Baros ve Elmander gibi dünyaca ünlü iki yıldızın alternatifi Sercan Yıldırım mı olmalı? Bence aradaki kalite farkı bu kadar büyük olamaz, başarıyı yakalamak istiyorsakta olmamak zorunda.
  Birkaç cümle de Riera için söylemek istiyorum. O da tıpkı Sercan gibi şu güne dek bu takıma hiç bir şey vermedi. İlk defa Çarşamba akşamı biraz kıpırdadı, bizler de sevindik belki düzelir ümidiyle. Ancak bugünkü görüntüsü, değil takımı sırtlamak ya da katkı sağlamak, ayakta durmaya bile dermanı yok gibiydi. Sanırım Riera üzerinde de daha fazla ısrar edilmemeli. Yabancı transferinde %80 isabetin yakalandığı sezonun illaki yaşanacak olan hayal kırıklığının Riera olduğu artık kabul edilmek zorunda.
  Sonuç olarak bu akşam uzun bir aradan sonra mağlup olduk. Bu mağlubiyetin tek sorumlusu hiç tartışmasız Fatih Terim’dir. Maça yanlış onbirle başladı, oyuna gerektiği gibi müdahele edemedi, oyuncu değişikliklerinde geç kaldı, oyundan yanlış oyuncuları çıkardı. Kısacası sevgili hocamız yanlış üzerine yanlış yaptı. Ancak her insan gibi onunda yanlış yapmaya hakkı vardır. Hatta bizdeki sonsuz kredisinden ötürü herkesden daha fazla vardır. Fakat ne olur hocam gel bırak şu olmayacak duaya amin deme merakını. Kolayı seçmek varken, zoru başarmak için uğraşma da, çok özlediğimiz o şampiyonluğu bu kadar yaklaşmışken bir başka bahara ertelemek zorunda kalmayalım…
                                                                   e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

26 Ocak 2012 Perşembe

Şampiyonluğa Bir Adım Daha

Şubat 2010 olması lazımdı yanlış hatırlamıyorsam. Dünü andıran soğuk ve yağmurlu bir İstanbul gününde tutmuştuk  yine Ali Sami Yen’in yolunu. Rakip ligin zayıf ekiplerinden Kasımpaşa’ydı. Biz stada doğru ilerlerken Olimpiyat Stadı’ndan İ.B.B’nin gol haberleri geliyor ve Abdullah Avcı’nın öğrencileri Fenerbahçe’yi 2-1 mağlup ediyordu. Tabii gelen bu güzel haberle Ali Sami Yen’deki motivasyon tavan yapıyor ve mükemmel bi futbolla Kasımpaşa’yı 4-1 yeniyorduk.
   O akşam Fenerbahçe’yle aramızdaki puan farkı 5’e çıkmış ve Ali Sami Yen’de şampiyonluk şarkıları söylenmeye başlanmıştı. Ancak ne yazıkki sezon sonunda o şampiyonluk belki şanssızlıklardan, belki de biraz erken havaya girmiş olmamızdan ötürü gelmemiş ve Frank Rijkaard yönetimindeki takımımız sezonu 3.olarak tamamlamıştı.
  Şimdi aranızdan sormak isteyenler olacaktır belki, ‘’Bunları bize neden anlatıyorsun?’’ diye. Hemen cevap vereyim: Dün akşam yaşananlar beni 2 sezon öncesine, o günlere götürdü çünkü. Yine biz stada doğru yol almışken ardı ardına gelen İ.B.B’nin gol haberleri, üzerine bizim farklı kazandığımız bir karşılaşma ve aradaki puan farkının tıpkı o akşam olduğu gibi 5’e çıkması…
  Umarım hikayenin sonu 2 sezon öncesiyle aynı olmaz. Benim nacizhane görüşüm, zaten öyle olmayacağı. Çünkü bu Galatasarayla o Galatasaray arasında ciddi anlamda fark var. Ayrıca takımın başında Frank Rijkaard yok, Fatih Terim gibi bir motivasyon ve özgüven aşılama ustası var. Dolayısıyla sezon sonunda yaşanması muhtemel şampiyonluğa o döneme oranla çok daha fazla inanıyorum.
  Her ne kadar ‘’Top yuvarlaktır’’, ya da ‘’Maç oynanmadan kazanılmaz’’ gibi söylemler artık birer klişe haline gelmiş olsada,  Galatasaray-Ankaragücü maçının favorisi çok net bir şekilde belliydi. Tarihinin en zor günlerini geçiren ve neredeyse Ergin Keleşle Aydın Toscalı dışında profesyonel futbolcusu kalmamış olan Ankaragücü’nün, İstanbul’dan puan alması anca bir mucize sonucu gerçekleşebilirdi. Öyle bir mucizenin olmayacağını da bizim çocuklar henüz 5.dakikada gösterdi herkeslere.
  Haftalardır süren yoğun maç temposunda 1-2 zorunluluk dışında hep aynı oyuncularını kullanan İmparator, dün akşam ‘’Dinlenmek artık onların da hakkı’’ diyerek rotasyona gitmişti. Sezon başından beri fazla forma şansı bulamayan Ceyhun Gülselam, Çağlar Birinci, Sercan Yıldırım gibi isimler ilk onbirdeydi. Keza uzun zamandır oynamayan Gökhan Zan ve Riera’da.
  Karşılaşmaya oldukça hızlı başladık. Henüz 10.dakikada Gökhan Zan ve Emre Çolak’ın attığı gollerle 2 farklı üstünlüğü yakaladık. Geri kalan koca 80 dakikanın bir anlamda formalite icabı oynanacak olması doğrusu biraz üzdü bizleri. Çünkü her ne olursa olsun izlediği maçta heyecan ve çekişme ister seyirci.
  Attığımız 2 golde de Riera’nın payı yadsınamazdı. İlk golde ceza sahasına gönderdiği sert topu Ankaragücü savunması uzaklaştıramadı ve Gökhan Zan şık bir kafa vuruşuyla bu sezonki 2.golünü kaydetti. Hemen akabinde bu kez Emre Çolak’a ‘’Al da at’’ dercesine verdiği pas 2-0’ı bulmamızı sağladı.
  İlk 45 dakikanın yıldızı kim? diye sorsam, Emre Çolak ve Riera en çok alacağım iki cevap olur muhtemelen. Ancak ben bu konuda çoğunluğa göre daha farklı düşünüyorum. 45 dakika boyunca sol kanatta bir Çağlar Birinci seyrettik ki, zaten geçmişe gitmeye meyilli olduğum akşamda bu kez daha da gerilerde, 10-12 yıl öncesinde buldum kendimi. Sanki Hakan Ünsal oynuyordu sol bekte. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji, her atakta firesiz gerçekleştirdiği bindirmeler, ceza sahasına gönderdiği tehlikeli ortalar ve de en önemlisi önünde oynayan o günlerin Ergün Penbe’sini temsil eden Riera’yla yaptığı verkaçlar… Keşke Çağlar her hafta bu performansı sergilese de, yıllar sonra Eboue’yle çözdüğümüz sağ bek sorunundan sonra sol tarafı da Çağlar’la halletsek.
   İkinci devreye başlarken Emre Çolak-Yiğit Gökoğlan değişikliğine gitti Hoca. Belliki çoktan kopmuş olan maçta hem yeni öğrencisini takıma ısındırmak, hem de arkadaşlarıyla uyum yakalayabilmesi adına kendisine maç oynama fırsatı vermek istiyordu.
  Temponun genellikle orta seviyelerde gittiği devrede  ivmenin yükseldiği anlarda sahneye çıkan isimler Riera ve az önce bahsettiğim yeni transferimiz Yiğit Gökoğlan oldu.
   54.dakikada Engin Baytar arka arkaya attığı çalımlarla ceza sahasına girdi ve topu sağdan bindiren Sercan’ın önüne bıraktı. Sercan 6 pas üzerindeki Elmander’i görmek istedi ancak olmadı. Oluşan karambolde Riera sert bir vuruşla meşin yuvarlığı köşeye göndererek aradı farkı 3’e çıkarmamızı sağladı.
  Dakikalar 58’i gösterirken hafta boyunca planlandığı üzere Federasyon, Fenerbahçe ve Lig Tv aleyhine protestolar başladı. Önce beyaz mendiller sallandı tribünlerde, sonra tepki tezahüratları söylendi Ultraslan önderliğinde.
   Protestoları bırakıp tekrar maça döndüğümüzde sahanın iyilerinden Engin Baytar ve Riera yerlerini Felipe Melo ve Ujfalusi’ye bırakmıştı. Taze kanların etkisinden olsa gerek son 20 dakikada tempoyu tekrar yükselttik.
  72.dakikada Sabri’nin ara pası savunmanın hatası sonucu Yiğit Gökoğlan’ı kaleci Bora’yla karşı karşıya bıraktı. Yiğit’in direk dibine bıraktığı plase skoru 4-0’a getirdi.
  Kalan bölümde iki takımda maçtan iyice koptu zaten. Ankaragücü daha fazla yememek adına, Galatasaray’da yoğun takvim öncesi kendini yormamak adına tabeladaki neticeye razı oldular.
    3 günlük aranın ardından aradaki puan farkını tekrar açtık. Şimdi önümüzde zorlu bir Bursa deplasmanı var. En büyük şansımız Bursa Spor’un aldığı cezadan ötürü maça sadece bayan ve çocuk seyircilerin gelecek oluşu. Umarım son 2-3 ayda elde ettiğimiz kazanma alışkınlığını Cumartesi akşamı da sürdürürüz ve emin adımlarla ilerlediğimiz yolda şampiyonluğa biraz daha yaklaşırız.
                                                                            e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

23 Ocak 2012 Pazartesi

Buzda Dans!

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Eskişehir Spor-Galatasaray karşılaşmasının böyle bir zeminde oynanmasına müsade edenleri canı gönülden tebrik etmek gerek! Değil koşmak ya da futbol oynamak, ayakta durabilmenin bile oldukça güç olduğu böylesine bir sahada futbol oynanmasına izin verilmesi, olsa olsa anca bizim ülkemizde olurdu zaten! İki takım futbolcularının da bu akşam herhangi bir sakatlık yaşamamış oluşu bence büyük bir şans.
  Normal şartlar altında bugünkü maçın üzerine teknik-taktik detaya girmek ya da herhangi bir analiz yapmak pek sağlıklı olmaz ancak ben yine de elimden geldiğince bir şeyler yazmaya çalışayım.
  Fatih Hoca bu akşam mecbuiyetlerden ötürü son 9 haftadır galip gelen on birini değiştirmek zorunda kalmıştı. Haftalar sonra 4-5-1 düzeniyle sahaya çıkan takımın sağ beki Sabri, orta sahayı beşleyen isimse Engin Baytar’dı. Geriye kalan 9 oyuncumuzu zaten hepimiz artık ezbere biliyoruz.
  Buna karşılık rakip Eskişehir Spor’da aynı dizilişle yayılmıştı sahaya. Onların da tek gol umudu  Batuhan Karadeniz’di.
  İlk 45 dakika beklenildiği üzere pozitif futboldan tamamen uzak, bir o kadar da sıkıcı hatta tabiri caizse insanın uykusu getirecek nitelikteydi. Futbolcuların sürekli olarak kayıp yerlere düşmeleri dışında hiç bir aksiyona şahit olamadık. Ayrıca şunu da iyice anlamış olduk ki, bizim takım 4-5-1 düzeniyle oynadığı karşılaşmalarda rakipleri üzerinde hiçbir üstünlük kuramıyor. Zaten ilk 11 hafta bu sistemi oynayan Galatasarayla son 9 haftada 4-4-2 oynayan Galatasaray arasındaki farkı herkesler açıkça gördü. 20 hafta boyunca görmeyi başaramayanlar ise umarım bu akşam bu fırsatı yakalayabilmişlerdir.
  Fatih Hoca’da benim gördüklerimi görümüş olacak ki, ikinci devreye Engin-Sercan değişikliğiyle başlayarak forveti ikiledi. Ancak Sercan’ın oyuna dahil oluşunun takıma ofansif anlamda bir katkı sağladığını söyleyebilmemiz pek mümkün olamaz. Çünkü ikinci 45 dakikada ne rakip kalede bir atağımız, ne de Ivesa’ya gönderdiğimiz bir şut vardı. Keza Eskişehir Spor’un da cılız birkaç atak dışında kalemizde tehlikeler yarattığını ya da Muslera’ya zor anlar yaşattığını söyleyemeyeceğim.
   Sonuç olarak, başından sonuna bir ayakta kalma mücadelesi şeklinde geçen bu karşılaşma en muhtemel haliyle 0-0 sona erdi. İki takım oyuncuları da ne sahada oynadıkları daha doğrusu oynayabilmek için çaba sarfettikleri futboldan bir şey anladı, ne kazandıkları 1 puana sevindi, ne de kaybettikleri 2 puana üzüldü. Kısacası bugün kimse umduğunu bulamadı ve gece tüm Galatasaraylılar ve Eskişehir Sporlular açısından büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmış oldu…
                                                            e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

15 Ocak 2012 Pazar

ELMANDER & BAROS A.Ş

2012 yılı sanırım Galatasaray’ın yılı olacak. Çünkü yeni yılı öyle bir karşıladıki takımımız, baksanıza gelene  4, gidene 5 atıyoruz. Tamam belki skor tabelasına yansıttığımız neticelerle paralel seviyede bir futbol oynamıyoruz. Lakin, olaya bir de pozitif açıdan bakmak gerekirse şöyle bir soru sorma ihtiyacı hissediyor insan: Çok çok iyi oynamadığı halde her hafta 4-5 atan ve 9 maçtır galip gelen bu takım şayet çok çok iyi oynamaya başlarsa A) O zaman kaç atmaya başlar? B) Galibiyet serisi kaç maça çıkar?
  Geçen hafta 8’de 8 yaparak kendi rekorunu egale eden Fatih Hoca, bu hafta yeni rekor için sürdü sahaya talebelerini. Artık alışılagelen onbirin tek değişikliği Eboue’nin olmayışından ötürü Servet’ti. Gerçi Servet’in oynaması birçoğumuz için sürpriz oldu. Çünkü genel kanı, Adana Demir Spor maçında sergilediği aşırı kötü performansın bu akşam onu yedek kulübesinde oturtacağı yönündeydi. Ancak Fatih Hoca bizleri şaşırtmayı bu akşamda ihmal etmedi. J
  Dondurucu soğuk altında başlayan karşılaşmanın henüz 30.saniyesinde Selçuk’un yaptığı inanılmaz hatayla hepten buz kestik. Ceza yayı üzerinde rakibine kaptırdığı top az kalsın pahalıya mal oluyordu. Hem de daha ne olduğumuzu bile anlamadan… Neyseki imdada Muslera yetişti.
  Aradan 1 dakika bile geçmedi, bu sefer Elmander’in soldan ceza sahasına gönderdiği ortada Karabük savunmasının yaptığı kritik hata, Milan Baros’u 6 pas üzerinde topla buluşturdu. Tabii Milan Baros Cernat kadar cömert olmadı ve cezayı anında kesiverdi!
  Kendi sahanızda oynadığınız bir karşılaşmada daha 1.dakikada galibiyet golünü bulmuşsanız, maçın bundan sonraki kısmının sizler için görsel bir şölen tadında geçmesini beklersiniz. Fakat gelin görün ki işler her zaman beklenildiği gibi gitmeyebiliyor. Tıpkı bu akşam olduğu gibi. 1-0’dan sonra Karabük Spor bizimkilerin kapıldığı rehavetten olsa gerek, kalemizde net pozisyonlar buldu. Hele ki bunların birinde önce Shelton’un direkte patlayan şutu, ardından Cernat’ın vuruşunda Muslera’nın ayaklarıyla yaptığı müthiş kurtarış resmen yüreklerimizi ağzımıza getirdi.
  Devrenin sonlarına doğru toparlanan ve rakibin kurduğu baskıyı kıran Galatasaray, yavaş yavaş oyuna ağırlığını koymaya başladı. 42.dakikada kazanılan köşe vuruşunda Karabük Spor savunmasının yine bariz hatası, Elmander’e 5 maçlık suskunluğunu bozdurmuş oldu. Yalnız savunma hatası diyorum ama Elmander’in de hakkını yemeyelim. Yaptığı gol vuruşu gerçekten 1.sınıftı.
    İlk 45 dakikanın bitmesine saniyeler kala Mabiala’nın Kazım’a yaptığı sert müdaheleyle Karabük Spor oyun alanında artık 10 kişiydi. Galatasaray’a karşı oynuyorsunuz, 2 farklı mağlupsunuz ve de 1 kişi eksik kalmışsınız. Sanırım bir anadolu takımının başına gelebilecek en kötü durum bu olsa gerek…
  İkinci yarının tamamında beklenildiği üzere oyunun tüm kontrolü Galatasaray’daydı . Topa hakim olan, tempoyu ayarlayan, vites arttıran-azaltan ve de gol pozisyonları bulan taraf hep bizdik. Devre boyunca yarım düzineden fazla  pozisyona girdiysekte ancak 3 tanesini golle sonuçlandırabildik.
  48.dakikada ilk golün asistiçisi, ikinci golünse sahibi olan Elmander bu kez penaltıyı yaptıran adamdı. Atışı kullanıp aradaki farkı 3’e çıkarma görevini ise Felipe Melo üstlendi.
  Dakikalar 65’i gösterirken Karabük Spor Takımı sol çaprazdan bir serbest vuruş kazandı. Ceza sahasına gelen ortaya kafayı vuran Mustafa Sarp, bu sezon 2 ayrı formayla birden eski takımına gol atmış oldu.
   Mustafa Sarp’ın attığı golün üzerinden henüz birkaç dakika geçmişti ki, gecenin 2 yıldızı tekrar çıktı sahneye. Önce Elmander Baros’u kaçırdı, sonra Baros Elmander’i gördü, Elmander’de ağları!
  Atılan 4 gol, 4’ünün de bir yerinde ismi yazan adam Elmander. Helal olsun dedim içimden. Ancak  ne Elmander’in, ne de Baros’un durmaya niyeti yoktu bu akşam. 87.dakikada Engin Baytar verkaçlarla Karabük ceza sahasına doğru ilerlerken ona duvar olan isimler yine Elmander ve Baros’tu. Kendi taşıdığı topu ağlara gönderen Engin Baytar geceye son noktayı koyan isimdi.
  Bu güzel gecenin tek şanssızlığı son dakikada Baros’un yaşadığı sakatlık oldu. Herhalde nazara geldi. Çünkü son haftalarda ortaya koyduğu performans gerçekten müthişti. Umarım ciddi bir şeyi yoktur da 2 sene sonra tekrardan kendini bulmuşken, attığı golleri, yaptığı asistleri zevkle izlemeye devam ederiz…
    Bu akşam itibariyle seri 9 maça çıktı. Son 4 karşılaşmada attığımız gol sayısı ise 17. Yazımın başında da belirtmiş olduğum gibi belki hala oynanan futbolu yeterli seviyede görmüyor birçoklarımız. Fakat ben her şeye rağmen takımımıza  41 kere Maşallah! diyerek bu akşamlık son noktayı koyuyorum.

                                                     e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

11 Ocak 2012 Çarşamba

Kupa’ya Merhaba

Hiç şüphesiz ki Galatasaray ile Adana Demir Spor 100 kere eşleşseler, Galatasaray bu eşleşmelerin 100’ünde de favori olarak gösterilir. Dolayısıyla da bu akşam Adana Demir Spor’un Galatasaray’ı kupadan eleyebilmesi için bir takım doğa üstü şeylerin olması gerekmekteydi.
  Beklenildiği üzere Fatih Hoca rotasyona giderek sezon başından beri fazla şans vermediği oyuncularına fırsat tanıdı bugün. Aslında yedeklerden kurulu bu takımımızın bile birçok oyuncusu 3-5 ay öncesine kadar hem Galatasaray’ın hem de Milli Takım’ın değişmezleri konumundaydı. Servet Çetin, Gökhan Zan, Ayhan Akman ve Çağlar Birinci ilk aklıma gelenler…
  İlk 45 dakikanın genelinde topa hakim taraf beklenildiği üzere Galatasaray olsada, Adana Demir Spor kalemizde oldukça net pozisyonlar buldu. Ve bu pozisyonların hemen hepsinde Servet Çetin’in bireysel hatası söz konusuydu. Sanırım uzun süredir oynamıyor oluşundan ötürü Servet bu akşam tanınmayacak kadar kötüydü. Karşısında biraz tecrübeli bir Süper Lig forveti olsa maçın gidişatı ve neticesi çok daha farklı olabilirdi. Neyseki orta saha elemanlarımız ve Sercan, Servet’e ayak uydurmadılar da sırasıyla Ayhan, Engin ve Sercan’ın attığı gollerle devreyi 3-0 önde kapadık. Ayrıca attığımız 3 gol de hazırlanış itibariyle oldukça güzel ve takım oyununu ön plana çıkarır nitelikteydi.
  İkinci devrenin gidişatı da ilk yarıdan farklı olmadı aslında. Adana Demir Spor, Servet kökenli hatalar sonucu kalemizde pozisyonlar bulmaya devam etti.  Buna karşılık Galatasaray’da oyuna ağırlığını koyduğu anlarda rahatlıkla gol fırsatları yakaladı. Yine böyle bir anda Ceyhun Gülselam’ın hırsı ve Sercan Yıldırım’ın takipçiliği skor hanemize 4.golü yazdırdı.
  4-0’dan sonra Fatih Hoca, Okan Derici ve Berk Yıldız gibi 2 genç oyuncusuna sarı-kırmızılı formayı ilk kez resmi bir karşılaşmada giyme şansı verdi. Onlarda ellerinden geldiğince birşeyler yapmaya çalıştılar ancak A Takım’da düzenli şans bulabilmeleri için Emre Çolak ve Semih Kaya gibi çok çalışmalı ve kendilerini sürekli olarak geliştirmeliler.
    Artık iki takımın da tamamen oyundan düşmeye başladığı anlarda, Servet’in bu akşamki anlamsız hatalarına bir yenisini daha eklemesi, sonunda golü yememize neden oldu. Zaten Erçağ’nın attığı gol Adana Demir Spor adına gecenin belki de tek tesellisiydi.
  4-1’lik sonuç kağıt üzerinde güzel gözüksede, ben bu akşam yedek oyuncularımızı hazır gördüğümü ne yazıkki söyleyemeyeceğim. Özellikle Servet, Çağlar ve Riera çok kötü performans sergilediler. ‘’Riera bu maçta bile takımına katkı sağlayamayacaksa hala bu takımda ne işi var?’’ diye insanın aklından geçmiyor değil. Aydın Yılmaz’la ilgili ise herhangi bir yorum yapmak istemiyorum. Çünkü yazılarımı düzenli olarak takip edenler, geçen sezon itibariyle kendisi hakkında yorum yapmama kararı almış olduğumu hatırlayacaklardır.
  Olumsuzlukları bir kenara bırakıp biraz da güzel şeylerden bahsetmek gerekirse, herşeye rağmen 4-1 kazanmak ve turu geçmiş olmak bizim için başarıdır. Ancak şimdi, kupa defterini kapatıp tekrardan lige konsantre olma ve hafta sonu oynayacağımız zorlu Karabük Spor karşılaşmasını düşünmeye başlama zamanı.

                                                                      e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

8 Ocak 2012 Pazar

Şifre: İNANMAK

   Her başarı öyküsünün içinde bir yerlerde bir kırılma anı, bir dönüm noktası vardırya hani, o an inanırsınız artık mutlu sonun çok yaklaştığına. İşte bu akşam belki de böyle bir başarı öyküsünün başlangıcına şahit oldu tüm Galatasaraylılar.
   İlk haftasından başlayarak bugüne kadar geçen bölümünü incelediğimizde sezonun, her hafta biraz daha üzerine koyan, biraz daha takım olan ve de en önemlisi geçen sezonun en büyük eksiği olan İNANCI çok daha fazlasıyla kazanan  bir ekip seyrettiğimizi açıkça görebiliriz.
   Çok değil daha bir sezon önce yerlerde sürünen, kendine en ufak bir özgüveni, inancı kalmamış olan takım gitti, yerine bambaşka bir takım geldi. Bu değişimin adı nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Bu değişimin adı Fatih Terim’dir. Ya da Abdurrahim Albayrak’ın her hafta üzerine basa basa söylediği gibi ‘’I love you HOCA’’dır.
  Takımımız sahaya galibiyet serisini 8 maça taşımak için çıkmıştı bu akşam. Bunun gerçekleşmemesi için de hiçbir neden yoktu aslında. Tek sıkıntı son 10 haftanın yıldızı Eboue’nin yokluğuydu. Ancak büyük bir takım olmaktan ve şampiyonluk hedefinden bahsediyorsanız şayet, kadronuzdaki hiçbir oyuncunuzun eksikliği sizin için herhangi bir bahane ya da sorun teşkil etmemek zorundadır. Dolayısıyla İmparator’da bunun bilinciyle aldırmıyordu Eboue’nin olmayışına. Aldırmıyordu eyvallah da, huylu huyundan vazgeçmez misali Fatih Hoca yine bildiğimiz Fatih Hoca’ydı J Severdi macera aramayı. Kimsenin denemeye cesaret edemeyeceği şeyleri hiç tereddütsüz uygulamak onun işiydi. Hep söylerim ya ‘’Futbolun matemetiği 2x2=4 ise işin içine türev, integral sokmaya gerek yok.’’ diye. İşte sözkonusu Fatih Terim olunca işin içine değil türev ya da integral, diferansiyel bile girebiliyor bazen. Ama ne yalan söyleyeyim, onu Fatih Terim yapan, bizlerin gönüllerine kazıyan bu kendine has özellikleri değil mi zaten ?
  Madem Eboue’siz oynayacaktık bugün, o zaman aklın ve mantığın tek yolu Ujfalusi’yi sağ beke kaydırıp, Servet’i stoper oynatmaktı. Ancak hoca bizim gibi düşünmedi tabii. Yaklaşık 2 aydır takımdan uzak olan Sabri’yi ilk onbirde başlatmak daha cazip geldi kendisine.
  İlk 45 dakika boyunca sezonun en etkisiz Galatasaray’ı vardı sahada. Özellikle Sabri Sarıoğlu ve Engin Baytar ikilisi resmen zarar verdiler takıma. Koca devrede her ikisinin de gözle görülür, elle tutulur tek bir olumlu hareketi olmadı. Yenilen 2 golde de Sabri’nin hatasının oluşu da cabasıydı. Ayrıca Felipe Melo’da oldukça laubali ve takım oyunundan uzak bir görüntüdeydi. Durum böyle olunca devreyi 2-0 geride kapamak hiçte sürpriz olmadı.
  İkinci devreye başlarken bir nebze de olsa hatasından dönüyordu Hoca. Moralman çöken Sabri’de daha fazla ısrar etmeyip Riera’yı oyuna alarak bir yerde kumar oynuyordu. Çünkü Ujfalusi sağ beke, Sabri’nin yerine geçince, oluşan stoper boşluğunu doldurma görevi Felipe Melo’ya kaldı. Sezon başından beri ilk kez böyle bir kurguyla mücadele ediyorduk. Orta sahanın sağında oynayan isim de sürekli değişiyordu. Bir Emre Çolak geçiyordu çizgiye, bir Engin Baytar…
  50.dakikada Semih Kaya’yla gelen gol hepimiz için umut oldu. Peşinden belki de bu akşamki en doğru hamlesini gerçekleştirdi İmparator. Sahada 55 dakika boyunca tel tel dökülen, adeta takımına zarar veren Engin Baytar’ı oyundan alıp Servet’i sahaya sürünce, 55 dakika önce görmemiz gereken diziliş biraz rötarlı da olsa uygulanmış oldu. Neyseki durum 2-1’di ve maçın bitmesine 35 dakika gibi uzun bir zaman vardı. Yani henüz kaybedilmiş hiçbir şey yoktu!
   Taşlar yerine oturunca ister istemez takımın çehresi de değişmeye başladı. Hemen akabinde oyuna bir hücumcu daha aldı Fatih Hoca. Felipe Melo yerini Sercan’a bırakınca, bir anda 3 santrafor+Riera ile full ofansif bir takıma dönüşüverdik. Samsun Spor’un da pili bitmeye başlamıştı sanki. Kısacası bundan sonra yaşanacaklar yavaş yavaş belli etmeye başlamıştı kendini.
  Önce son haftaların yıldızı Selçuk İnan yine mükemmel bir vuruşla beraberliği getirdi takımına. Ardından eski günlerine dönüş sinyalleri veren Milan Baros ayağa kaldırdı bizleri. Son noktayı koymak ise sarı-kırmızılı forma altında gol sevinci yaşayabilmek için tam 19 haftadır bekleyen Sercan Yıldırım’a nasip oldu.
  Dile kolay, 35 dakika içinde sürekli olarak değişen bir takım tertibi, oyun şablonu ve bu süreye sığdırılan tam 4 gol… Ben bunu İNANÇ olarak, KAZANMA AZMİ olarak ve de en önemlisi TAKIM OLMAK olarak nitelendirdim. Bilmem sizler nasıl nitelendirirsiniz?
  Şunu tüm içtenliğime söyleyebilirim ki, artık bu takımı yenmek çok zor. Hatta bu takımdan puan almak bile çok zor. O zaman son cümlem 3 hafta önceki yazımın başlığı olsun: Şampiyonluğa Selam Olsun Sevgili Galatasaraylılar ….                                                                              e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar

4 Ocak 2012 Çarşamba

Seriye Devam

   Doğruyu söylemek gerekirse devre arası tatillerini oldum olası sevmemişimdir. Hele hele geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız 1-1,5 aylık tatiller en azından benim için işkence niteliğinde geçiyordu. Çünkü takımınız bir ivme yakalamış ve siz de bu durumdan keyif alır haldeyken, araya giren bu tatiller bir anlamda tıkır tıkır işleyen bir makinenin durmasına ya da bozulmasına neden olabiliyor.
  İlk devrenin sonlarına doğru tam da böyle bir çıkış yakalamış olan takımımız, 2 haftalık aranın ardından bu akşam tekrar başlıyordu mesaiye. Ne yalan söyleyeyim 15 gün bile fazlasıyla yetti özlem duymama. Neyseki bu yıl az önce bahsetmiş olduğum o uzun tatillerden birini daha yaşamak zorunda kalmadık.
  Ekrana kadrolar geldiğinde gördük ki, Felipe Melo’nun yokluğunda o bölgede Engin Baytar’ı kullanmak isteyen Fatih Hoca, geri kalan 10 futbolcusu üzerinde son 4-5 haftada olduğu gibi herhangi bir oynamaya gitmemişti. Buna karşılık Arif Erdem’in çıkış arayan İ.B.B’si ise, 4-5-1 düzeniyle ileride Webo’yu tek başına bırakarak bir anlamda öncelikle rakibi durdurma niyetiyle başlıyordu karşılaşmaya.
   Başlama düdüğünün üzerinden henüz 6 dakika geçmişti ki, belki de geliştirdiğimiz ilk atakta Emre Çolak’ın rakip kaleye gönderdiği müthiş füze skor üstünlüğünü yakalamamızı sağladı. Gerçekten çok şık bir gole imza attı Emre Çolak.
  Golün erken gelmesi hepimizi mutlu etmişti. Maçı erken koparıp farklı bir galibiyet alacağımız düşüncesine büründük bir anda. Ancak, aynı bizim gibi İ.B.B takımı da geliştirdiği ilk atakta golü bulmayı başardı. Visca’nın 6 kişinin arasından yaptığı vuruş Muslera’nın uzanamayacağı noktaya gidince skor tabelasına eşitlik geldi.
  1-1’den sonra İ.B.B sahanın her noktasında tam saha prese ve adam adama markaja başladı. Bu durum da Galatasaray’ı oldukça sıkıntıya soktu. Felipe Melo’nun yokluğunda daha defansif bir rol üstlenen Selçuk İnan’dan savunmanın kilidini açacak bitirici paslar gelmeyince, rakip kaleye gitmekte ve gol pozisyonu üretmekte bir hayli zorlanmaya başladık. Bunun akabinde İ.B.B’li futbolcular oyunu iyiden iyiye sertleştirmeye başladılar. Arka arkaya gördükleri sarı kartlar beni ‘’İ.B.B bu maçı 11 kişi tamamlayamaz.’’düşüncesine doğru sürüklerken Webo sesime kulak verdi sanki. Topla en ufak bir alakası olmayıp direk Semih Kaya’nın bileğine yönelik sert müdahelesi kendisinin bu maçtaki son hareketiydi.
  Webo’nun atılmasından sonra İ.B.B takımı doğal olarak tamamen geriye çekildi. Tek amaç 1-1’i korumaktı artık. Olaya ilk 45 dakika bazında bakacak olursak bu amaçlarında başarılı oldular. Ancak 90 dakikanın sonunda bu maçın bu şekilde bitmeyeceğinin de, en azından ben farkındaydım.
  İkinci yarıya oldukça tempolu başladık. Rakibi kendi on sekizine hapsedip sağlı sollu ataklar geliştirdik. Nitekim, Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli misali, 50.dakikada Emre Çolak bir kez daha çıktı sahneye ve yine ceza sahası dışından yaptığı vuruşla takımımızı tekrar öne geçirdi.
  Golden sonra morali iyice bozulan İ.B.B’li futbolcular oyundan tamamiylen koptular. Son 40 dakikada karşılaşma Galatasaray hegemonyası altında oynandı desek yeridir. Orta saha ve forvet oyuncularımız kendi aralarında gol kaçırma yarışına girdi adeta. Her biri birbirinden müsait ve net sayısız pozisyonu cömertçe harcadılar.
  Ancak bu gol kaçırma yarışına rağmen  skor hanemize 2 gol daha sığdırmayı da başarabildik. 72’de Milan Baros, 90’da da Selçuk İnan bu akşamki neticeyi tayin eden isimler oldular. Özellikle Selçuk’un attığı gol tek kelimeyle mükemmeldi. Hani futbol okullarında ders diye gösterilecek cinsten.Topu alışı, dönüşü, götürüşü ve direğin dibine gönderdiği müthiş ayak içi… Her biri kusursuz nitelikteydi. Zaten hiç tartışmasız Sekçuk İnan bu ligin ayak içini en iyi kullananan futbolcusu.
  Evet, 4-1’in ardından üzerinde durulması gereken noktaların ilki takımın galibiyet serisini 7 maça çıkarmış olması. Yanılmıyorsam bu seri Galatasaray Tarihi’nin en uzun süreli galibiyet serisi. Umarım bundan sonra da bu şekilde devam ederiz ve bu seriyi çok daha fazla maça taşımayı başarırız.
  Tabii bir şeyler söylenmesi gereken diğer bir konu da Emre Çolak. Rijkaard döneminde de zaman zaman forma şansı bulmuştu ancak o zamanki görüntüsü oldukça laubali ve vurdumduymaz bir futbolcuymuş gibiydi. Zaman içerisinde belki olgunlaştı, belki işin içine Fatih Terim disiplini girdi. Fakat ne olduysa oldu ve Emre Çolak çok büyük bir aşama kat etti. En azından Aydın Yılmaz’ın ya da Sercan Yıldırım’ın 5 senede yapamadığı patlamayı, o 5-6 ay gib kısa bir sürede yapmayı başardı . İnşallah bundan sonraki süreçte üzerine koyarak ilerlerde, hem takımımız, hem de ligimiz büyük bir yıldız daha kazanır.
  Bu akşamın son cümleleri ise Selçuk İnan için. Manisa Spor’da oynadığı dönemden beri her zaman takip ettiğim ve beğendiğim bir futbolcu olan Selçuk’un transferi, bence çok büyük bir işti. Ancak ligin ilk haftalarında kendisinden beklenilenleri bir türlü veremeyince, bir anda eleştri oklarının hedefi haline  gelmişti. Tabii ben alıştım artık bizim insanımızın sabırsızlığına, yanardönerliğine. İşte o sezon başında çok eleştirilen Selçuk İnan son haftalarda bizlere gösteriyor ki, Galatasaray’ın yıllardır özlemini  duyduğu maestro nihayet bulunmuş durumda…
                                                                          e-falanfilan Yazarı: Kerem Zülfikar