1 Mart 2017 Çarşamba

Tarih Seni AFFETMEYECEK!

  Bu sezon adına bizim için ‘’Tamam’’ ya da ‘’Devam’’ maçıydı Beşiktaş derbisi. Alacağımız galibiyetle puan farkını 4’e indirip kalan 12 haftaya kısmen de olsa umutlu girecektik. Ancak tam ters bir sonuç, aradaki puan farkını 10’a çıkaracak, bu da şampiyonluk yarışında havlu attığımız anlamına gelecekti.
  Geçtiğimiz hafta Rizespor karşısında ilk sınavına çıkan ancak beklentilerin uzağında kalan Tudor’un bu kez Bruma’ylı kadrosuyla ve 40 bine yakın taraftarının önünde neler yapacağı hepimiz için büyük merak konusuydu.
  Maçtan 5-6 saat önce gelen Linnes, Cavanda ve Sinan Gümüş’ün 18 kişilik maç kadrosuna alınmadığı haberi, Igor Tudor’un takıntılı bir teknik direktör olduğu izlenimi yarattı bende! Demek ki bundan sonraki süreçte, her karşılaşma öncesi bir ya da birkaç isim kadro dışı kalacak. İlginç cidden…
  Sinan Gümüş gibi 22 yaşında pırıl pırıl bir gencin, üstelik oynadığı hemen her maçta skora doğrudan katkı yapan bir oyuncunun, bu denli az forma şansı bulması, özellikle de Yasin’e verilen şansın üçte birinin dahi verilmiyor oluşu gerçekten kabul edilemez! Şundan adım gibi eminim ki, Sinan 4-5 hafta üst üste düzenli olarak on bir de oynasa, kendine güveni gelecektir ve geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında olduğu gibi gollerini ardı ardına sıralamaya başlayacaktır. Hele hele takımda ciddi anlamda kaliteli bir ‘’golcü’’ nün eksikliği hissedilirken, Sinan Gümüş’ün gördüğü bu muameleyi benim aklım, mantığım almıyor!
  Hafta arası ve iş çıkış saati olmasına rağmen tribünlerdeki yerini alan 38 bin cefakar Galatasaray taraftarı, sezon sonunda hiçbir şey olmayacaksa bile takımlarından en azından bir derbi galibiyeti istiyordu. 2 sezondur hasret kaldıkları derbi galibiyeti…
  Tudor ilginç bir kararla, takımı 3-4-2-1 gibi enteresan bir dizilişle sürdü sahaya. Hakan-Semih-Chedjou’dan oluşan üçlü defans, önlerinde Yasin-Selçuk-De jong-Carole dörtlüsü, Bruma  ve Sneijder’den oluşan forvet arkası, en uçta da Podolski.
  Dünya üzerinde İtalyan takımlarından ve İtalyan teknik direktörlerden başka üçlü defans uygulayan yok.  Yaklaşık 10 sezon Serie A’da top koşturmuş ve önemli İtalyan teknik adamlarla çalışmış olan Tudor’un da bu ekolden etkilenmiş oluşu gayet normal. Ancak anormal olan, Galatasaray gibi kadro yapısı bunu oynamaya hiç müsait olmayan bir takımda bu dizilişi denemeye kalkması. Ki geçtiğimiz yıllarda Mancini ve Prandelli’de bunu denemiş ancak sonu hüsran olmuştu!
  Üçlü defansıyla karşılaşmaya dengeli başlayan takımımıza karşı, 7 puan önde olmanın avantajıyla öncelikle 1 puan diyen bir Beşiktaş vardı sahada. Belli ki Şenol Güneş ve oyuncuları beraberliğe razıydılar.
  Taraftarının muhteşem desteğini ardına alan Galatasaray, beklediğimiz coşkuyu ve tempoyu bir türlü yakalayamasa da özellikle ilk 20-25 dakikada oyunda daha etkili olan taraftı.
  11.dakikada ceza sahası içerisinde Yasin’in Atınç tarafından düşürülmesine önce penaltı çalan Bülent Yıldırım, ne hikmettir ki kulağına kimler ne fısıldadıysa artık, birden bire bu kararından döndü ve ‘’Ben aut verdim’’ dedi.
  Haftalardır gollerimizin sayılmadığı, penaltılarımızın verilmediği, aleyhimize haybeden penaltılar çalındığı şu sezonda hakemler hakkında bugüne dek hiç konuşmadım. Ama herkesin sabrı bir yere kadar! Her hafta Galatasaray aleyhine verilen hatalı kararlarda ben artık art niyet ararım arkadaş! Başkanının ve yönetim kurulunun her karşılaşmada aleni olarak doğranmasını izlemekle yetindiği takımımız sahipsiz değildir! 25 milyonu aşkın taraftarı olan asırlık Galatasaray camiasıyla uğraşmaya kimsenin gücü yetmez! Herkes haddini bilsin artık!
  Verilmeyen penaltımızdan sonra yakaladığımız 1-2 fırsatı da değerlendiremeyince devre golsüz eşitlikle geçildi. 45 dakika boyunca Beşiktaş’ın tek bir gol pozisyonu dahi yoktu. Bu noktada Tudor’un üçlü defansı defansif anlamda doğru işledi demek ki.
  İkinci 45 dakikaya da yine beklediğimiz coşku ve arzudan uzak başladı takımımız. Zaten henüz 47.dakikada, son 10 yılda yediğimiz gollerin %80’inde bireysel hatası olan Hakan Balta’nın tehlikeli noktada yaptığı saçma sapan faul bize oldukça pahalıya patladı! Talisca’nın direk kaleye gönderdiği vuruşta, Bruma’nın kafasından seken top Muslera’yı yanıltarak Beşiktaş golü olarak ağlarımıza gitti…
  Artık şunu söylemek zorundayım; Galatasaray yeniden eski başarılı günlerine dönmek istiyorsa, senelerdir takıma 5 kuruşluk katkıları olmadan sürekli forma giyen Hakan Balta, Semih Kaya, Sabri, hatta ve hatta Selçuk İnan’dan kurtulmak zorundadır. Çünkü bu oyuncular’ın artık Galatasaray’a en ufak katkıları olmadığı gibi zararları dokunmaya başlamıştır!
  Sezon başında  4.5 milyon euro gibi astronomik bir bonservis bedeliyle Serdar Aziz transfer edildi fakat haftalar boyunca yerine Hakan Balta oynadı. Serdar tam takıma girdi dedik, sakatlanarak sezonu kapadı... Devre arasında bu sefer Ahmet Çalık transfer edildi ancak o da yedek kulübesine mahkum oldu! Bakıyorum yine Hakan Balta oynuyor, yine Semih oynuyor! Yeter artık! Hakikaten yeter artık! Galatasaray Spor Kulübü bazılarının babalarının çiftliği haline gelmiş durumda. Az önce bahsettiğim 4-5 oyuncu resmen kulüpte at koşturuyorlar! Kim gelirse gelsin, bir şekilde onun başını yeyip kendileri oynuyorlar. Hakan’la Semih, Serdar’ın, Ahmet’in başını yer. Selçuk, sezona çok iyi başlayan Tolga’yı bitirir. Yasin yüzünden Sinan Gümüş 18’e giremez, Garry Rodrigues kendini ispatlayacak şansı bulamaz. 20 tane sağ bek transfer edilir ama her sezon Sabri’nin yeri bankodur... Bu ne Allah aşkına yaa? Hepimizin sabrı ciddi anlamda taşmaya başladı artık!
  1-0 geriye düştükten sonra da gerekli reaksiyonu gösteremeyen Galatasaray, sanki galip gelmeyi istemiyor gibiydi... Düşünün, kendi sahanızda 40 bine yakın taraftarınızın önünde şampiyonluk yolundaki en ciddi rakibinizle oynuyorsunuz ve kaybetmeye kesinlikle tahammülünüz yok. Ancak gelin görün ki, 90 dakikanın hiçbir anında rakibi baskı altına alamayan, bunaltamayan, izleyenlerde  ‘’Maçı kazanır’’ intibası yaratamayan bir takım hüvviyetindesiniz… Bu tablo senin eserin ey Dursun Özbek! Eserinle ve kendinle ne kadar gurur duysan azdır!
   Sonuç olarak Bülent Yıldırım’ın son düdüğü, Beşiktaş’ın üst üste ikinci şampiyonluğuna %80 ulaştığı anlamına geliyordu. Kalan 12 haftada çok büyük bir futbol mucizesi yaşanmazsa, Beşiktaş güle oynaya şampiyon olur. Ki şahsi fikrim bundan sonra her hafta arayı biraz daha açacaklardır. Lig tarihinin en fazla puan farkı yapan şampiyonu çıkarsa ortaya, kimseler şaşırmasın şimdiden söyleyeyim…
  Kapanışı Dursun Özbek ve onun yönetim kuruluyla yapmak istiyorum. 9 bin kongre üyesi içinden başkanlık yapabilecek kapasite olarak son anca 300’ün içerisinde yer alacak vizyonsuz, beceriksiz, basiretsiz Dursun Özbek’i tutup da koskoca Galatasaray Spor Kulübü’ne başkan yaparsanız siz, 2 sezondur gördüğünüz üzere, kuracağı kadrolar, alacağı oyuncular, çalışacağı teknik direktörler ve oluşturacağı yönetim kurulu arkadaşları da anca bunlar olur işte! Geçtiğimiz sezon Aralık, bu yıl da Şubat Ayı’nda şampiyonluğa havlu atmış bir Galatasaray’ın başkanı, normal şartlar altında bir dakika bile düşünmeden ‘’Ben bu işi beceremedim’’ der ve istifa ederdi. Ancak bu cümleyi sarf edebilecek ne büyüklük, ne de kendine bu öz eleştiriyi yapabilecek saygınlık olmadığı için Dursun Özbek’te, 2 yıldır sürekli olarak taraftarının kendisini istifaya çağırmasına rağmen hala hiç utanmadan o koltukta pişkince oturabiliyor… Selahattin Beyazıt’lardan, Ali Uras’lardan, Faruk Süren’lerden, Adnan Polat’lardan, Ünal Aysal’lardan sonra Galatasaray başkanlığı kimlere kaldı be… Yazık, gerçekten çok yazık!
  Şunu bil ki, bizler taraftar olarak sana hakkımızı kesinlikle helal etmiyoruz Dursun Özbek! Çünkü sen Galatasaray taraftarının takımına olan güvenini, Galatasaray isminin rakiplerde yarattığı saygınlığı, en önemlisi de Ünal Aysal’ın bıraktığı son 3-4 yılı başarılarla dolu şampiyon takımı her anlamda yerle bir ettin! Belki tarih seni unutur, ama büyük Galatasaray taraftarı bize yaşattığın bunca rezaleti asla UNUTMAYACAKTIR!

                                                                           e-falanfilan yazarı: Kerem ZÜLFİKAR