Bu sezon adına
bizim için ‘’Tamam’’ ya da ‘’Devam’’ maçıydı Beşiktaş derbisi. Alacağımız
galibiyetle puan farkını 4’e indirip kalan 12 haftaya kısmen de olsa umutlu
girecektik. Ancak tam ters bir sonuç, aradaki puan farkını 10’a çıkaracak, bu da
şampiyonluk yarışında havlu attığımız anlamına gelecekti.
Geçtiğimiz hafta
Rizespor karşısında ilk sınavına çıkan ancak beklentilerin uzağında kalan Tudor’un
bu kez Bruma’ylı kadrosuyla ve 40 bine yakın taraftarının önünde neler yapacağı
hepimiz için büyük merak konusuydu.
Maçtan 5-6 saat önce
gelen Linnes, Cavanda ve Sinan Gümüş’ün 18 kişilik maç kadrosuna alınmadığı
haberi, Igor Tudor’un takıntılı bir teknik direktör olduğu izlenimi yarattı
bende! Demek ki bundan sonraki süreçte, her karşılaşma öncesi bir ya da birkaç isim
kadro dışı kalacak. İlginç cidden…
Sinan Gümüş gibi 22
yaşında pırıl pırıl bir gencin, üstelik oynadığı hemen her maçta skora doğrudan
katkı yapan bir oyuncunun, bu denli az forma şansı bulması, özellikle de Yasin’e
verilen şansın üçte birinin dahi verilmiyor oluşu gerçekten kabul edilemez!
Şundan adım gibi eminim ki, Sinan 4-5 hafta üst üste düzenli olarak on bir de
oynasa, kendine güveni gelecektir ve geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında olduğu
gibi gollerini ardı ardına sıralamaya başlayacaktır. Hele hele takımda ciddi
anlamda kaliteli bir ‘’golcü’’ nün eksikliği hissedilirken, Sinan Gümüş’ün
gördüğü bu muameleyi benim aklım, mantığım almıyor!
Hafta arası ve iş
çıkış saati olmasına rağmen tribünlerdeki yerini alan 38 bin cefakar
Galatasaray taraftarı, sezon sonunda hiçbir şey olmayacaksa bile takımlarından
en azından bir derbi galibiyeti istiyordu. 2 sezondur hasret kaldıkları derbi
galibiyeti…
Tudor ilginç bir
kararla, takımı 3-4-2-1 gibi enteresan bir dizilişle sürdü sahaya.
Hakan-Semih-Chedjou’dan oluşan üçlü defans, önlerinde Yasin-Selçuk-De
jong-Carole dörtlüsü, Bruma ve Sneijder’den
oluşan forvet arkası, en uçta da Podolski.
Dünya üzerinde
İtalyan takımlarından ve İtalyan teknik direktörlerden başka üçlü defans
uygulayan yok. Yaklaşık 10 sezon Serie A’da
top koşturmuş ve önemli İtalyan teknik adamlarla çalışmış olan Tudor’un da bu
ekolden etkilenmiş oluşu gayet normal. Ancak anormal olan, Galatasaray gibi
kadro yapısı bunu oynamaya hiç müsait olmayan bir takımda bu dizilişi denemeye
kalkması. Ki geçtiğimiz yıllarda Mancini ve Prandelli’de bunu denemiş ancak
sonu hüsran olmuştu!
Üçlü defansıyla
karşılaşmaya dengeli başlayan takımımıza karşı, 7 puan önde olmanın avantajıyla
öncelikle 1 puan diyen bir Beşiktaş vardı sahada. Belli ki Şenol Güneş ve
oyuncuları beraberliğe razıydılar.
Taraftarının
muhteşem desteğini ardına alan Galatasaray, beklediğimiz coşkuyu ve tempoyu bir
türlü yakalayamasa da özellikle ilk 20-25 dakikada oyunda daha etkili olan
taraftı.
11.dakikada ceza
sahası içerisinde Yasin’in Atınç tarafından düşürülmesine önce penaltı çalan
Bülent Yıldırım, ne hikmettir ki kulağına kimler ne fısıldadıysa artık, birden
bire bu kararından döndü ve ‘’Ben aut verdim’’ dedi.
Haftalardır
gollerimizin sayılmadığı, penaltılarımızın verilmediği, aleyhimize haybeden
penaltılar çalındığı şu sezonda hakemler hakkında bugüne dek hiç konuşmadım.
Ama herkesin sabrı bir yere kadar! Her hafta Galatasaray aleyhine verilen
hatalı kararlarda ben artık art niyet ararım arkadaş! Başkanının ve yönetim kurulunun
her karşılaşmada aleni olarak doğranmasını izlemekle yetindiği takımımız sahipsiz
değildir! 25 milyonu aşkın taraftarı olan asırlık Galatasaray camiasıyla
uğraşmaya kimsenin gücü yetmez! Herkes haddini bilsin artık!
Verilmeyen penaltımızdan
sonra yakaladığımız 1-2 fırsatı da değerlendiremeyince devre golsüz eşitlikle
geçildi. 45 dakika boyunca Beşiktaş’ın tek bir gol pozisyonu dahi yoktu. Bu
noktada Tudor’un üçlü defansı defansif anlamda doğru işledi demek ki.
İkinci 45 dakikaya
da yine beklediğimiz coşku ve arzudan uzak başladı takımımız. Zaten henüz
47.dakikada, son 10 yılda yediğimiz gollerin %80’inde bireysel hatası olan
Hakan Balta’nın tehlikeli noktada yaptığı saçma sapan faul bize oldukça
pahalıya patladı! Talisca’nın direk kaleye gönderdiği vuruşta, Bruma’nın
kafasından seken top Muslera’yı yanıltarak Beşiktaş golü olarak ağlarımıza
gitti…
Artık şunu söylemek
zorundayım; Galatasaray yeniden eski başarılı günlerine dönmek istiyorsa,
senelerdir takıma 5 kuruşluk katkıları olmadan sürekli forma giyen Hakan Balta,
Semih Kaya, Sabri, hatta ve hatta Selçuk İnan’dan kurtulmak zorundadır. Çünkü
bu oyuncular’ın artık Galatasaray’a en ufak katkıları olmadığı gibi zararları
dokunmaya başlamıştır!
Sezon başında 4.5 milyon euro gibi astronomik bir bonservis
bedeliyle Serdar Aziz transfer edildi fakat haftalar boyunca yerine Hakan Balta
oynadı. Serdar tam takıma girdi dedik, sakatlanarak sezonu kapadı... Devre
arasında bu sefer Ahmet Çalık transfer edildi ancak o da yedek kulübesine
mahkum oldu! Bakıyorum yine Hakan Balta oynuyor, yine Semih oynuyor! Yeter
artık! Hakikaten yeter artık! Galatasaray Spor Kulübü bazılarının babalarının
çiftliği haline gelmiş durumda. Az önce bahsettiğim 4-5 oyuncu resmen kulüpte
at koşturuyorlar! Kim gelirse gelsin, bir şekilde onun başını yeyip kendileri
oynuyorlar. Hakan’la Semih, Serdar’ın, Ahmet’in başını yer. Selçuk, sezona çok
iyi başlayan Tolga’yı bitirir. Yasin yüzünden Sinan Gümüş 18’e giremez, Garry
Rodrigues kendini ispatlayacak şansı bulamaz. 20 tane sağ bek transfer edilir
ama her sezon Sabri’nin yeri bankodur... Bu ne Allah aşkına yaa? Hepimizin
sabrı ciddi anlamda taşmaya başladı artık!
1-0 geriye düştükten
sonra da gerekli reaksiyonu gösteremeyen Galatasaray, sanki galip gelmeyi
istemiyor gibiydi... Düşünün, kendi sahanızda 40 bine yakın taraftarınızın önünde
şampiyonluk yolundaki en ciddi rakibinizle oynuyorsunuz ve kaybetmeye
kesinlikle tahammülünüz yok. Ancak gelin görün ki, 90 dakikanın hiçbir anında
rakibi baskı altına alamayan, bunaltamayan, izleyenlerde ‘’Maçı kazanır’’
intibası yaratamayan bir takım hüvviyetindesiniz… Bu tablo senin eserin ey
Dursun Özbek! Eserinle ve kendinle ne kadar gurur duysan azdır!
Sonuç olarak Bülent
Yıldırım’ın son düdüğü, Beşiktaş’ın üst üste ikinci şampiyonluğuna %80 ulaştığı
anlamına geliyordu. Kalan 12 haftada çok büyük bir futbol mucizesi yaşanmazsa,
Beşiktaş güle oynaya şampiyon olur. Ki şahsi fikrim bundan sonra her hafta
arayı biraz daha açacaklardır. Lig tarihinin en fazla puan farkı yapan
şampiyonu çıkarsa ortaya, kimseler şaşırmasın şimdiden söyleyeyim…
Kapanışı Dursun
Özbek ve onun yönetim kuruluyla yapmak istiyorum. 9 bin kongre üyesi içinden
başkanlık yapabilecek kapasite olarak son anca 300’ün içerisinde yer alacak
vizyonsuz, beceriksiz, basiretsiz Dursun Özbek’i tutup da koskoca Galatasaray
Spor Kulübü’ne başkan yaparsanız siz, 2 sezondur gördüğünüz üzere, kuracağı
kadrolar, alacağı oyuncular, çalışacağı teknik direktörler ve oluşturacağı
yönetim kurulu arkadaşları da anca bunlar olur işte! Geçtiğimiz sezon Aralık,
bu yıl da Şubat Ayı’nda şampiyonluğa havlu atmış bir Galatasaray’ın başkanı,
normal şartlar altında bir dakika bile düşünmeden ‘’Ben bu işi beceremedim’’
der ve istifa ederdi. Ancak bu cümleyi sarf edebilecek ne büyüklük, ne de kendine
bu öz eleştiriyi yapabilecek saygınlık olmadığı için Dursun Özbek’te, 2 yıldır sürekli
olarak taraftarının kendisini istifaya çağırmasına rağmen hala hiç utanmadan o
koltukta pişkince oturabiliyor… Selahattin Beyazıt’lardan, Ali Uras’lardan,
Faruk Süren’lerden, Adnan Polat’lardan, Ünal Aysal’lardan sonra Galatasaray
başkanlığı kimlere kaldı be… Yazık, gerçekten çok yazık!
Şunu bil ki, bizler
taraftar olarak sana hakkımızı kesinlikle helal etmiyoruz Dursun Özbek! Çünkü
sen Galatasaray taraftarının takımına olan güvenini, Galatasaray isminin
rakiplerde yarattığı saygınlığı, en önemlisi de Ünal Aysal’ın bıraktığı son 3-4
yılı başarılarla dolu şampiyon takımı her anlamda yerle bir ettin! Belki tarih
seni unutur, ama büyük Galatasaray taraftarı bize yaşattığın bunca rezaleti
asla UNUTMAYACAKTIR!
e-falanfilan yazarı: Kerem ZÜLFİKAR
